Home | Contact
     ISSN 2149-2042
     e-ISSN 2149-4606
 
 
 
Volume : 34 Issue : 2 Year : 2019



Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print




Index












Membership




Applications



 
  Quick Search



Medeniyet Med J: 21 (2)
Volume: 21  Issue: 2 - 2006
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL RESEARCH
1.Leptospirosis infections in fever unknown origin
Müferet Ergüven, Olcay Yasa, Nevin Aksu, Mine Erten, Özgür Okumuş, Rüstem Üçel, Arzu Akdağ, Meltem Pelit
Pages 65 - 68
Leptospiroz, infekte hayvanlar veya onların vücut sıvılarıyla temas yoluyla insanlara bulaşan bir hastalıktır. Baş ağrısı, kas ağrısı gibi hafif klinik bulgulardan sarılık, böbrek yetersizliği (Weil hastalığı), menenjit, miyokardit ve hemodinamik yetersizlikle ölüme kadar geniş spektrum gösteren bir hastalık olup, nedeni bilinmeyen ateş etiyolojisinde yer almaktadır.
Olası bir epidemiyi işaret edebilmesi açısından son bir yılda kliniğimizde leptospiroz tanısı konan 15 olgu yaş, cins, semptom, klinik ve laboratuvar bulguları, prognostik faktörler ve
tanısal yaklaşım açısından retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların hepsinde kanda direkt inceleme ile karanlık sahada leptospira görüldü, 13 olguda lateks aglutinasyon testi pozitifti ve 9 olgunun kan kültüründe üreme oldu. İdrar incelemesi gönderilen 5 olgunun birinde direkt inceleme ve lateks pozitif bulundu, ancak kültürde üreme olmadı. 6 olgudan BOS’da Leptospira incelemesi istendi. 2 olguda direkt bakı, 1 olguda lateks aglutinasyon testi pozitif bulundu, sadece 1 olguda kültürde üreme sağlandı. Tanı kesinleşince penisilin kristalize 300.000 U/kg/gün, 6 dozda iv. başlandı. Ateşi devam eden iki hastada doksisiklin tedavisine cevap alındı. Weil hastalığı tanısı alan bir hastamız kaybedildi.
Sonuç olarak; kötü hijyen koşullarında kolaylıkla epidemi yapma potansiyeli olan leptospira infeksiyonun, nedeni bilinmeyen ateş etiyolojisinde akılda tutulması vurgulanmak istendi.
Leptospirosis is a zoonotic disease. Humans infected through direct contact with infected animals or through exposure of fresh water or soil contaminated by infected animal urine, develop on acute febrile illness with headache or myalgie or that can be followed by a more severe sometime fatal illness that may include jaundice and renal failure (Weil’s disease), meningitis, myocarditis or hemodinamic collapse. Leptospirosis may also be presented with fever of unknown origin. We report 15 cases of leptospirosis diagnosed in the last one year. Age, sex, presenting symptoms, laboratory data, prognostic factors and diagnostic approch were investigated retrospectively. Leptospires were demostrated with direct darkfield microscopy in the blood sample of all 15 patients. The agglutination
test was positive in 13 patients and blood cultures revealed leptospires in 9 cases. Urine specimen investigation was done in 5 cases. Agglutination test and direct microscopy were
positive only in one of them. All the wine cultures for leptospira were negative. Cerebrospinal fluid specimen of 6 patiets were examined. Direct microscopy was positive in 2 cases where as agglutination test and culture was positive in one case. All patients were treated with a penicilline 300 000 U/kg/day. In two patients with prolonged fever doxycylin was also administred. One case of weil disease was die because of hemodynamic collaps. Poor hygienic conditions may lead leptospirosis outbreaks easly. We conclude that leptospirosis must be kept in mind in the differential diagnosis of fever of
unknown origin and also patients with poor hygienic conditions.

2.Evaluation of the 45 adult patients admitted to the emergency department because of diarrhoea in summer season
Yusuf Yürümez, Tuna Demirdal, Yücel Yavuz, İhsan Hakkı Çiftçi, İsmail Adadıoğlu
Pages 69 - 71
Bu çalışmada yaz döneminde ishal nedeni ile acil servisimize başvuran 45 hastanın değerlendirilmesi amaçlandı. Toplam 45 hastanın en sık başvuru şikayeti 18 (% 40) hasta ile karın ağrısı idi. Şüpheli gıda öyküsüne 2 (% 4) hastada rastlandı. Hastaların gaitada mikroskobik incelemelerinde eritrosit, lökosit, parazit, trofozoit, kist ve yumurtası 2 (% 4) hastada görüldü; 18 (% 40) hastadan alınan gaita kültüründen 15 (% 83.3)’inde patojen bakteri saptanmadı. Hastaların 37 (% 82)’sine mayi replasman tedavisi uygulandı. Hastaların 44 (% 98)’ünün acil servisten ilk müdahale ve gözlemden sonra taburcu edildiği, bunların da 9 (% 20)’una antibiyotik başlandığı görüldü. Acil servise başvuran gastroenteritli hastaların antibiyotik tedavisinde akılcı davranılması sayesinde hem maliyet hem de gereksiz antibiyotik kullanımından kazanç elde edileceğini düşünmekteyiz.
The aim of this study was to evaluate 45 adult patients who admitted to the emergency department bacause of diarrhoea in summer season. Abdominal pain was the most common complaint in the 18 (40 %) of 45 patients.There was suspicious food history in 2 (4 %) patients. In the microscopic examination of gaita samples; erythrocytes, leucocytes, parasites, trophozoites, cysts and eggs were found in 2 (4%) of the patients. Gaita cultures were negative for pathogen bacteria in 15 (83,3) of 18 (40 %) patients. Fluid replacement treatment was performed to 37 (82 %) patients.After the first intervention
and observation 44 (98 %) patients were discharged from emergency department and antibiotics were prescribed to 9 (20 %) of these patients.We conclude that rationalist use of antibiotics will be more cost-effective in the treatment of the patients who admitted to the emergency department bacause of diarrhoea.

3.The role of local bupivacaine application on postoperative pain management after mastectomy
Ahmet Başkent, Acar Aren, İbrahim Ali Özemir
Pages 72 - 75
Postoperatif ağrının azaltılması tüm ameliyatlar için önemlidir. Hem hasta memnuniyeti açısından hem de iyi hekimlik açısından! Postoperatif ağrının azaltılması en az invaziv ve en az komplikasyonla yapılmalıdır. Operabl meme kanserinde cerrahi girişimin başlıca amacı, kanserli organı ortadan kaldırmak, yaşam kalitesini artırmak ve en önemlisi sağkalımı uzatmaktır. İleri evre olmayan bir çok tip meme kanserinde ameliyat şifa sağlayabilir.
Bu çalışmada, operabl meme kanserli hastaların lokal cerrahi tedavisinde, bupivakain infiltrasyonu ile lokal ve topikal anestezinin postoperatif ağrı şiddeti üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır.
Yaş ortalaması 48,5 (31-81) olan 33 bayan hastaya modifiye radikal mastektomi ve level l ve ll aksiller lenf nodu diseksiyonu uygulandı. Randomize, çift kör, klinik çalışma planlanarak peroperatif 17 hastaya bupivakain infiltre edildi, bu hastalara ihtiyaca göre postoperatif metamizol yapılırken, diğer 16 kontrol hasta grubuna rutin metamizol uygulandı. Postoperatif ağrı basit tanımlayıcı skor (BTS) ve vizüel analog skala (VAS) ile ölçüldü. Postoperatif analjezi grupları Mann-Witney U testi ile karşılaştırıldı. Tüm olgularla teke tek görüşme ortamı sağlandı. Hastalarla yapılan VAS ve BTS sorgulamaları sonuçları ortalama olarak belirtildi. Postoperatif 1., 6., 18. Saatlerdeki ağrı hissi kendi arasında ve postoperatif analjezi grupları Mann-Witney U testi ile karşılaştırıldı.
Tümör 15 (% 45) hastada sol, 18 (% 55)'inde sağ meme lokalizasyonunda idi, 26 (% 79)'si invaziv duktal, 5 (% 15)'i invaziv lobuler, 1 (% 3)'i müsinöz ve 1 (% 3)'i anaplastik büyük T hücrali karsınom idi. Level 1 ve ll düzeyde ortalama 9,1 (2-21) lenf nodu çıkartıldı. Bupivakain infiltrasyonu yapılan ve yapılmayan gruplar arasında bupivakain infiltrasyonu yapılan grup lehine 1., 6., 18. saatlerde VAS için ileri derecede anlamlı fark (VAS p<0.01) ve BTS içinse anlamlı fark (p<0.05) bulundu.
Peroperatif lokal ve bölgesel bupivakain uygulamasının postoperatif ağrı şiddetinin azaltılmasında etkin bir yöntem olduğu sonucuna varıldı.
Pain management is very important after all surgical admissions for patients and for medical practitioners. Pain reducing or painlessness is provide patient pleasure and confidence to
surgeon. Cure could be obtained by local and/or systemic ways in operable breast cancers. The purpose of operation is provide tumorectomy and prevent to local recurrence in these patients.
If the patient has not distant metastases operation could be provide cure. In this study we aimed to evaluate to effects of local Bupivacaine application on postoperative pain control
with comparing the conventional pain management technique.
Prospective, randomised, double blind, clinical study planned on 33 women (31-81 years old, mean age 48.5) who are divided into two groups. Modified radical mastectomy and level l
and ll axillary lymphatic dissection are performed to all patients. Peroperative intracutaneous Bupivacaine injected along the incision borders to 17 patients and if it needed postoperative
intramuscular metamizole applied (Bupivacaine group). 16 patients took only postoperative intramuscular metamizole (control group). Postoperative pain measured via “simple definite
scor (SDS)” and “visual analogue scala (VAS)”.
Tumours are at left breast in 15 (45 %), at right in 18 (55 %) patients. Histopathologic classification of cancers of patients are; invasive ductal carcinoma in 5 (15 %) patients, invasive lobular carcinoma in 1 (3 %) patients, musinous carcinoma in 1 (3 %) patients, and anaplastic carcinoma in 1 (3 %) patients. Level I and ll axillary lymph node dissections are provided mean 9,1 (range 2-21) node extraction. Evaluations of groups via SDS and VAS score systems are appeared statistically significant differences between the two groups (p<0.001). Pain sensations in postoperative 1, 6, 18th hours are compared with Mann-Whitney U test. Patients pain sensations are significantly low in postoperative 1, 6, 18th hours in Bupivacaine group, according to either SDS or VAS score systems (for SDS p<0.05, for VAS p<0.001).
Peroperative local bupivacaine injection is an effective postoperative pain management technique for mastectomies.

4.The attitudes, behaviour and knowledge about AIDS and Hepatitis-B of the students in Celal Bayar University highshools and Manisa highschool health services
Gülten Karadeniz, Saliha Altıparmak, Turan Gündüz, Nurgül Güngör
Pages 76 - 78
Çalışma, Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin hepatit B ve AIDS konusundaki bilgi, tutum ve davranış düzeylerini ölçmek amacıyla planlanmıştır. Öğrencilerin hepatit B ve AIDS’in bulaşma, korunma yolları ve hepatit-B’li ve AIDS’li hastaya yaklaşımı konusundaki bilgileri saptanmış ve genellikle yeterli bulunmuştur. Sağlık Yüksekokulu’nda okuyan öğrencilerin bilgi ve davranışlarının, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda okuyan öğrencilere göre daha yüksek olduğu, kırsal kesimde yetişmiş olan öğrencilerin il-ilçede yetişen öğrencilere göre hepatit-B ve AIDS’li kişilere daha çekinen davrandıkları belirlenmiştir.
The aim of the study was to determine the attitudes, behavior and knowledge about AIDS and Hepatitis-B of the high school students. This study population would probably take important mission in health education in society and hospitals therefore their knowledge about transmission and protection noutes and management of the patients with AIDS and Hepatitis-B infection were evaluated. The results of the study have been determined that the high schools’ students have more educated than the other school students’. Also the students
which have lived in country were improved negative behavior against HIV/HBV person than the students which have lived in city centers.

5.The relationship between the respiratory complications during intubation and extubation with the preoperative airway evaluation
A. Esra Sağıroğlu, Serdar Yüzer, Nursen Koltka, Tuba Can, Naime Turan, Hayriye Baba, Dilek Ömür, Tayyibe Kaşıkçı, Melek Çelik
Pages 79 - 85
Çalışmanın amacı, genel anestezi uygulanan olguların preoperatif değerlendirme ile hava yolu problemlerini saptamak ve bu saptanan problemlerin indüksiyon, ekstübasyon ve derlenme döneminde karşılaşılan solunumsal problemler ile karşılaştırmaktır.
Genel anestezi ile cerrahi operasyon geçiren toplam 1144 elektif olgu çalışmaya dahil edildi. Preoperatif % 11.3 olguda hava yolu problemi saptandı. Olguların % 3.7’inde Mallampati sınıflaması 3-4, % 1.8’inde tiromental mesafe 6/6 cm’den kısa, % 4.1’inde laringoskopik görüntü derecesi 3-4, % 2.1’inde zor entübasyon saptandı, bunların % 11.5’inde entübasyona yardımcı teknikler kullanıldı. Olguların % 3.7’sinde indüksiyon sırasında, % 13.1’inde ekstübasyon sırasında ve % 6.8’inde uyanma odasında solunumsal problemler görüldü. Olguların laringoskopik görüntü dereceleri ile Mallampati sınıflamaları ve tiromental mesafe uzunlukları arasında; entübasyonda yardımcı tekniklerin kullanılması ve entübasyonda zorluk ile Mallampati sınışamaları, tiromental mesafe uzunlukları ve laringoskopik görüntü dereceleri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ilişki bulunmaktadır (p<0.01). Hava yolu problemi olan olgularda indüksiyon ve ekstübasyonda solunumsal problem görülme oranları, hava yolu problemi olmayan olgulardan istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı yüksektir (p<0.01).
Sonuç olarak, ekstübasyon sırasında daha sık solunumsal problemlere rastlanılmaktadır. Preoperatif hava yolu değerlendirmesi, indüksiyon ve ekstübasyon sırasında görülebilecek
solunumsal problemlere ve zor entübasyona karşı hazırlıklı olmamızı sağlayabilir.
The aim of this study was to evaluate the respiratory problems of the patients who underwent elective general anaesthesia and compare them with the respiratory complications during induction, extubation and recovery periods of anaesthesia.
1144 patients who underwent elective general anaesthesia for surgery were included into this study. Preoperatively, respiratory problems were present in 11.3 % of the patients. 3.7 % of them were Mallampaty class 3-4. Thyromental distance was shorter than 6/6 cm in 1.8 %. The laryngoscopic state was 3-4 in 4.1 %, difficult intubation in 2.1 % and we used other tecniques to intubate 11.5 % of them. Respiratory complications occured in 3.7 % of the patients during induction; 13.1 % during extubation and 6.8 % in the recovery room. The relationships between laryngoscopic state with Mallompaty class and thyromental distance; and also between using some helpful technics for the intubation and difficult tracheal intubation with Mallompaty state, thyromental distance and laryngoscopic
state were significantly higher (p<0.01). Statistically the ratio of respiratory complications during induction and extubation for the patients with respiratory problems was significantly
higher than the patients with no respiratory problems (p<0.01).
In conclusion, the respiratory complications were seen more frequently during extubation. Preoperative airway evaluation make us ready for the respiratory complications during induction, extubation and difficult intubation.

6.Comparison of approaches in tuberculosis diagnosis between dispensary and chest diseases clinics and defects into practice
Abdurrahman Abakay, Özlem Abakay, A. Çetin Tanrıkulu, Mehmet Coşkunsel
Pages 86 - 90
Tüberküloz (TB) günümüzde hala ülkemiz için önemli bir halk sağlığı problemi olmaya devam etmektedir. Bu önemli soruna karşı yürütülmekte olan ulusal kontrol programımızın uygulanmasında Verem Savaş Dispanserlerine (VSD) önemli görevler verilmiştir. Bu çalışmada, Diyarbakır 1 no.lu VSD ve göğüs hastalıkları klinikleri arasında TB’a tanı koyma yöntemlerinin karşılaştırılmasını amaçladık.
Diyarbakır 1 no.lu VSD’de son 3 yıl içinde (Ocak 2002-Aralık 2004) TB tanısı alan 916 hasta arasından -popülasyonu temsil etmek üzere- istatistiksel yöntem olarak “Sistematik Örnekleme Yöntemi” ile 360 dosya retrospektif olarak incelendi.
Hastaların 270’i (% 75) akciğer TB, 90’ı (% 25) akciğer dışı organ TB idi. Akciğer TB tanısı alan olguların 172’sinin (% 63.7) yayma pozitif, 98’inin (% 36.3) yayma negatif olduğu
saptandı. Ayırıcı tanı olanağı olan göğüs hastalıkları kliniklerinde (2. basamak ve 3. basamak sağlık kurumlarında) tanı alan 162 akciğer TB hastasından 117’sine (% 72.2) bakteriyolojik yöntemlerle (balgamda asido-resiztan bakteri (ARB) pozitifliği, balgamda kültür pozitifliği, bronşial lavajda ve mide açlık suyunda ARB pozitifliği) tanı konduğu, 45 (% 27.8) hastaya bakteriyolojik olmayan yöntemlerle (klinik, radyolojik, tüberkülin cilt testi,…) tanı konulduğu saptandı. VSD tarafından tanı konulan 90 akciğer TB hastasının 58’ine (% 64.4) bakteriyolojik yöntemlerle, 32’sine (% 35.6) bakteriyolojik olmayan yöntemlerle tanı konduğu saptandı.
VSD’de bakteriyolojik olmayan yöntemlerle tanı alan 32 hastanın 15’inde (% 46.8) tedaviye yanıt alınamadığı ve sonrası nda ayırıcı tanı olanağı olan merkezlerce TB tanısının hatalı olduğu saptandı. Hastalara uygulanan tedavi süresi açısından değerlendirildiğinde ortalama tedavi süresi 7.51±2.90 ay olarak tespit edildi. Hastalara verilen tedavi rejimleri veya sürelerinin tespitinde 56 (%15.6) olguda bazı yanlışlar (uygun olmayan rejim, tedavinin gereğinden kısa veya uzun tutulması) yapıldığı saptandı.
VSD’de bakteriyolojik olmayan yöntemlerle TB tanısı konulduğunda hata oranının yüksek olduğu saptandı. Ayırıcı tanıya yönelik çalışmalar sonucu çoğu hastada TB dışı nedenler saptandığından bu hastalara hemen TB tedavi vermek yerine ulusal TB kılavuzunda belirtildiği gibi ayırıcı tanı olanakları olan merkezlere yönlendirilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
Tuberculosis (TB) is an important health problem for our country. Tuberculosis conrol dispensaries (TCD) undertake important functions in application of national TB control programme. In this study, comparison of diagnosis methods in TB is aimed between Diyarbak›r No.1 TCD and chest diseases clinics.
The data of 360 cases were investigated retrospectively in Diyarbakır No.1 TCD. Systematicsample method was used in the selection of this cases within registered 916 cases between January 2002 and December 2004.
It was found that cases were as 270 (% 75) pulmonary TB and 90 (% 25) extra pulmonary TB. Pulmonary tuberculosis cases were as 172 (% 63.7) of smear positive 98 (% 36.3) of smear negative. Bacteriological and nonbacteriological methods were
used in the 117 (% 72.2) cases and 45 (% 27.8) cases of 162 cases as diagnosed at pulmonary TB chest diseases clinics, respectively. Bacteriological and nonbacteriological
methods were used in the 58 (% 64.4) cases and 32 (% 35.6) cases of 90 cases as diagnosed at pulmonary TB Diyarbakır No. 1 TCD, respectively.
It was found that the diagnosis of 15 (% 46.8) cases that diagnosed by nonbacteriological methods at TCD was determinated to be as false by chest diseases clinics that have different diagnosis possibility.
It was determinated that the mean treatment time was 7.51±2.90 month.It was found that the 56 (% 15.6) cases were made some errors according to treatmet regime or treatment
time.
The false rate was found to be high when used nonbacteriological methods at TCD. National TB programme is suggested that smear negative cases are sent to health centers having different diagnosis possibility. As a result of,our study is in agreement this suggestion.

7.Causes of headache in childhood
Faruk İncecik, Özlem Sangün, Ertap Akoğlu, İsmet Melek, Hüseyin Öksüz, Taşkın Duman
Pages 91 - 93
Çocuklardaki baş ağrısı nedenleri selim olabileceği gibi ciddi organik nedenlere de bağlı gelişebilir. Bu çalışmada çocukluk yaş grubundaki olgularda baş ağrısı yakınmasının etiyolojik nedenlerinin araştırılması amaçlanmıştır.
Çalışma, baş ağrısı yakınması ile başvuran ve yaşları 6-14 yaş arası değişen 40'ı kız ve 22'si erkek olan 62 olguda retrospektif olarak yapıldı. Olgularda baş ağrısının başlangıç yaşı, süresi, sıklığı, karakteri, yeri, şiddeti, eşlik eden bulgular, tetikleyen etmenler, aile öyküsü, fizik ve nörolojik muayene bulguları ile waters, EEG, BBT ve MRG gibi araştırma verileri kaydedildi.
Baş ağrısı nedenleri olarak 14 olguda (% 22.6) gerilim tipi baş ağrısı, 11 olguda (% 17.7) sinüzit, 9 olguda (% 14.5) migren, 6 olguda (% 9.7) epilepsi, 5 olguda (% 8.1) posttravmatik baş ağrısı, 4 olguda (% 6.4) göz bozukluğuna bağlı baş ağrısı, 2 olguda (% 3.2) araknoid kist, bir olguda (% 1.6) intrakraniyal tümör ve 10 olguda (% 16.2) sınıflandırılamayan baş ağrısı saptandı.
Bu çalışmada en sık baş ağrısı nedenleri olarak gerilim tipi baş ağrısı, migren ve sinüzit tespit edildi.
Headaches in childhood can be the result of serious organic events as well as the benign causes. In this paper, it is aimed to investigate the etiology of the headache complaint in childhood.
This research is made retrospectively in 62 cases; 40 females and 22 males, who are 6-14 years old and admitted with the complaint of headache. The age of the beginning of the
headache, duration, frequency, character, localization, intensity, accompanying factors, triggering factors, family history, physical and neurological examination, waters graphy, EEG, BBT and MRG datas are recorded.
There were tension headache in 14 cases (22.6 %), sinusitis in 11 (17.7 %), migraine in 9 ( 14.5 %), epilepsy in 6 (9.7 %), posttraumatic headache in 5 (8.1 %), headache related with eye disorders in 2 cases (6.4 %), arachnoid cyst in 2 cases (3.2 %), intracranial tumor in 1 case (3.2 %) and unclassified headache in 10 cases (16.2 %).
In this study, the mostly seen causes of headaches in childhood are determined as tension headaches, migraine and sinusitis.

REVIEW
8.The sedation in the endoscopic procedures
Yavuz Demiraran, Ali Tamer
Pages 94 - 98
Today endoscopic examination is the best diagnostic method for the visualization of the upper and lower gastrointestinal system. In many countries endoscopic interventions have become better tolerated and more comfortable using sedoanalgesia and because it causes amnesia in patients repeated examinations are easier. Sedation during endoscopy is a conscious sedation that provides patient cooperation to verbal and and tactile stimuli. In gastroenterology sedation is applied in diagnostic and therapeutic endoscopic interventions for esophagus, stomach, duodenum and colon and during cholangiopancreaticography.
The procedure of gastrointestinal endoscopy contains multiple standardized diagnostic and therapeutic procedures and has provided a perfect source for IV sedation studies. In gastrointestinal endoscopy sedation is applied safely by endoscopists that are experienced in sedation and analgesics. Especially in the pediatric group, in the presence of cardiac and pulmonary diseases and prolonged duration of the procedure, that the sedation is applied by anesthetists using standard moniterization is most appropriate.

CASE REPORTS
9.Acute disseminated encephalomyelitis
Canan Kocaman, Ü. Özlem Yolcu, Gülseren Arslan, Ender Asüyek, Erdal Adal
Pages 99 - 101
Acute disseminated encephalomyelitis (ADEM) is an immunological disease which effects the white-matter of central nervous system (CNS) and which forms acute demyelinating multifocal lesions. Cases usually apply with neurological findings after a viral infection (CMV, EBV, mumps, measles) or inoculation. Mortality differs between 3-10 %. Because of unisolation of microorganism from brain tissue and seeing after inactive viral vaccine we think that immune mechanisms take part of role in pathogenesis. In CNS, it is assumed that immune damage is formed by T lymphocytes sensible to myeline. It is so
rare under 2-years. Clinical findigs are fever, headache, absent-minding, seizures, optic neuropaty, myelithis, hemiparesia. In diagnosis, the most important finding is bilateral, more than one and usually non-simetric signal increase areas in MR (T2-weighted). In cerebrospinal fluid, protein increase and mononuclear cells can be seen or it can be normal.
In treatment, we use steroids, intravenous immunglobulin (IVIG) and plasmaferesis. In this study we presented three cases of ADEM who applied to our clinic of neurology with the information of literatures.

10.Syringomyelia
Hilal Yıldız, Gülden Toplu Öztürk, Saime Reyhanoğlu, Zerrin Karataş, Afitap İçağasıoğlu, Zerrin Alparslan
Pages 102 - 104
Spinal cord diseases should always be kept in mind in the evaluation of patients with pain, sensory disturbances and weakness.
A patient with a longstanding pain and muscular weakness is presented and discussed here. He had been evaluated and treated by many other clinics before. He was undiagnosed and his complaints worsened by time. The physical examination revealed upper motor neuron signs which led us to a spinal cord pathology. Magnetic resonance imaging (MRI) demonstrated syringomyelia.
A careful history and physical examination is an important means of arriving at a diagnosis. The clinician must be cognizant of signs and symptoms that may indicate a serious disorder
as a spinal cord pathology.

11.Behçet’s disease in childhood
Müferet Ergüven, Atiye Fedakar, Nevin Aksu, Osman Saçar, Sevliya Öcal
Pages 105 - 106
Behçet’s disease, a multisystem disorder originally described as recurrent oral and genital ulcerations with relapsing iritis or uveitis, is often characterized by cutaneous, arthritic, neurologic, vascular and gastrointestinal manifestations. A 16 year old girl with recurrent oral, genital aphtous lesions and artralgia. She was diagnosed as Behçet’s disease and no other system involvement was seen.
The case was reported because of the rarity of the disease in childhood and the difficulty in making diagnosis.

12.A patient with BOOP resembling pneumonia
Emine Aksoy, Gülbanu Horzum, Nil Toker
Pages 107 - 109
Bronchiolitis obliterans-organizing pneumonia (BOOP) is a clinicopathological syndrome, consisting of respiratory and systemic symptoms, patchy consolidation on chest radiography
and computed tomography, restrictive defect on pulmonary function testing, and the presence of buds of granulation tissue within the distal airways and alveolar spaces.
In this report a patient with BOOP resembling pneumonia is presented.

13.Volatil induction and maintenance of anesthesia (VIMA) with sevoflurane in apert’s syndrome
Hakan Erkal, Yaman Özyurt, Feriha Temizel, Yasin Yener, Zuhal Arıkan
Pages 110 - 112
Apert’s syndrome is a spectrum syndrome characterized by cranyositosis, maxillary hypoplasia and syndactyly often accompanied by associated anomalies including, genitourinary defects, gastrointestinal system anomalies and cardiac defects. Pediatric patients with Apert’s syndrome frequently present for multiple orthopedic surgeries requiring general endotracheal anesthesia.
In our study we reported our anesthetic experience with the laryngeal mask airway in a 3 month-old female patient with Apert’s syndrome. We used sevoflurane 1-8 % and fentanyl (1 mcg kg-1) to induce anesthesia, and maintained anesthesia with 40 % nitrous oxide, oxygen, and sevoflorane 1-3 %. Both induction and maintenance were smooth. Emergence from anesthesia was also smooth.




 

  Copyright © 2019 MEDJ All Rights Reserved