Home | Contact
     ISSN 2149-2042
     e-ISSN 2149-4606
 
 
 
Volume : 39 Issue : 2 Year : 2024



Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print




Index























Membership




Applications


 
Medeniyet Med J: 38 (2)
Volume: 38  Issue: 2 - 2023
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XII

ORIGINAL ARTICLE
2.Isocitrate Dehydrogenase 1 and 2 Mutations in Pediatric Neuroblastoma Patients
Emre LEVENTOGLU, Gurses SAHIN, Sule YESIL, Ceyhun BOZKURT, Nazmiye YUKSEK, Ali FETTAH, Sule TOPRAK, Burcak KURUCU BILGIN, Emre CAPKINOGLU, Nilgun EROGLU, Sibel AKPINAR TEKGUNDUZ, Ayse Ulya ERTEM
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2023.48768  Pages 102 - 110
Amaç: Nöroblastom çocukluk çağının sık görülen tümörlerinden biridir. İzositrat dehidrogenaz 1 (IDH1) ve izositrat dehidrogenaz 2 (IDH2) mutasyonları gibi yeni faktörlerin gösterilmesi tanı ve tedavide önemli olacaktır. IDH1 ve IDH2 mutasyonları malign gliomlar, akut miyeloid lösemiler, kondrosarkom ve tiroid karsinomu gibi birçok kanser türünde bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı nöroblastom tanılı hastalarda IDH1 veya IDH2 mutasyonlarının varlığını araştırmak ve bu mutasyonların yaş, klinik bulgular ve tedaviye yanıt açısından farklı olup olmadığını belirlemektir.
Yöntemler: Yirmi beş pediatrik nöroblastom hastasının biyopsi örnekleri IDH mutasyonları açısından değerlendirildi. Mutasyonu olan ve olmayan hastaların klinik ve laboratuvar özellikleri hastane veri tabanından retrospektif olarak analiz edildi.
Bulgular: Genetik analiz yapılabilen toplam 25 hasta çalışmaya dahil edildi (%60 erkek, n=15). Ortalama yaş 32,2±25,9 aydır (3 gün-96 ay). Hastaların 8’inde (%32) IDH1 mutasyonu ve 5’inde (%20) IDH2 mutasyonu saptandı. Bu mutasyonlar yaş, tümör lokalizasyonu, laboratuvar sonuçları, evre ve prognoz ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Ancak IDH mutasyonu durumunda hastalar ileri evrede tanı almışlardır.
Sonuçlar: Bu çalışma, nöroblastom ve IDH mutasyonu arasındaki ilişkiyi gösteren ilk çalışmadır. Mutasyonların oldukça heterojen olması nedeniyle, her bir mutasyonun klinik öneminin tanı ve prognoz üzerindeki etkisi açısından daha geniş bir hasta serisi ile çalışmanın yapılması uygun olacaktır.
Objective: Neuroblastoma is one of the common tumors of childhood. The demonstration of new factors such as isocitrate dehydrogenase 1 (IDH1) and isocitrate dehydrogenase 2 (IDH2) mutations will be important in the diagnosis and treatment. IDH1 and IDH2 mutations have been found in many types of cancer, such as malignant gliomas, acute myeloid leukemias, chondrosarcoma, and thyroid carcinoma. This study aimed to investigate the presence of IDH1 or IDH2 mutations in patients with neuroblastoma and to determine whether these mutations were different in terms of age, clinical findings, and response to treatment.
Methods: Biopsy specimens of 25 patients with pediatric neuroblastoma patients were evaluated for IDH mutations. The clinical and laboratory features of the patients with/without mutation were retrospectively analyzed from a hospital database.
Results: A total of 25 patients for whom genetic analysis could be performed were included in the study (60% male, n=15). The mean age was 32.2±25.9 months (3 days-96 months). IDH1 mutation was detected in 8 (32%) and IDH2 mutations in 5 (20%) patients. These mutations showed no statistically significant relationship with age, tumor localization, laboratory results, stage, and prognosis. However, in the case of IDH mutation, patients were diagnosed at the advanced stage.
Conclusions: This study demonstrated the relationship between neuroblastoma and IDH mutation for the first time. Because to the fact that the mutation is very heterogeneous, it would be appropriate to conduct a larger series of patients in terms of the impact of the clinical significance of each mutation on the diagnosis and prognosis.

3.Comparison of 3 Grading Systems (House-Brackmann, Sunnybrook, Sydney) for the Assessment of Facial Nerve Paralysis and Prediction of Neural Recovery
Norhafiza MAT LAZIM, Hamizah ISMAIL, Sanihah ABDUL HALIM, Nik Adillah NIK OTHMAN, Ali HARON
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2023.42383  Pages 111 - 119
Amaç: Günümüzde, fasiyal sinir felcinin değerlendirilmesi için birden fazla sınıflandırma sistemi mevcuttur. Bu çalışma, klinisyen ihtiyacına bağlı olarak klinik ortamda kullanım için en pratik sistemi seçmek amacıyla yapılmıştır. Subjektif yöntem olarak 3 fasiyal sinir derecelendirme sisteminin, yani House-Brackmann, Sydney ve Sunnybrook’un duyarlılığı karşılaştırıldı ve sonuçlar objektif yöntemle, yani sinir iletim çalışmasıyla karşılaştırıldı. Subjektif ve objektif değerlendirmeler arasındaki korelasyon belirlendi.
Yöntemler: Fasiyal felci olan toplam 22 gönüllü katılımcı, 10 standart yüz ifadesi uyguladıkları fotoğraf ve video kayıtlarıyla değerlendirildi. Fasiyal felcin şiddeti subjektif olarak House-Brackmann, Sydney ve Sunnybrook derecelendirme skalaları ile objektif olarak fasiyal sinir iletim çalışması ile değerlendirildi. Değerlendirmeler 3 ay sonra tekrarlandı.
Bulgular: Wilcoxon signed-rank testi, 3 aylık değerlendirmenin ardından üç derecelendirmenin hepsinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik olduğunu gösterdi. Sinir iletim çalışmasının duyarlılığı, nasalis ve orbicularis oris kasları için anlamlıydı. Orbicularis oculi kası için anlamlı değildi. Nasalis ve orbicularis oculi, orbicularis oculi kası haricinde, üç sınıflandırma sistemi ile istatistiksel olarak anlamlı korelasyon gösterdi.
Sonuçlar: Üç derecelendirme sisteminin tümü, House-Brackmann, Sydney ve Sunnybrook, 3 aylık değerlendirmenin ardından istatistiksel olarak anlamlı duyarlılık gösterdi. Nasalis ve orbicularis oculi kası, sinir iletim çalışmasından elde edilen fasiyal sinir dejenerasyonunun derecesi ile güçlü pozitif ve negatif korelasyonlar gösterdikleri için fasiyal felç iyileşmesini tahmin etmek için kullanılabilir.
Objective: Currently, multiple classification systems exist for the assessment of facial nerve paralysis. This study was designed to choose the most practical system for use in a clinical setting depending on the clinician need. We compared the responsiveness of the 3 facial nerve grading systems, i.e., House-Brackmann, Sydney, and Sunnybrook, as the subjective method and compared the outcomes with the objective method, i.e., the nerve conduction study. The correlation between the subjective and objective assessments was determined.
Methods: A total of 22 consented participants with facial palsy was assessed with photos and videography recordings where they performed 10 standard facial expressions. The severity of facial paralysis was evaluated with the House-Brackmann, Sydney, and Sunnybrook grading scales subjectively and with the facial nerve conduction study objectively. The assessments were repeated after 3 months.
Results: A Wilcoxon signed-rank test showed that there were statistically significant change in all three gradings after 3-month of assessment. The responsiveness of the nerve conduction study was significant for the nasalis and orbicularis oris muscles. It was not significant for the orbicularis oculi muscle. The nasalis and orbicularis oculi showed statistically significant correlation with the three classification systems except for the orbicularis oculi muscle.
Conclusions: All three grading systems, House-Brackmann, Sydney, and Sunnybrook, showed statistically significant responsiveness after 3 months of evaluation. The nasalis and orbicularis oculi muscle can be used to predict facial palsy recovery because they showed strong positive and negative correlations with the extent of facial nerve degeneration from the nerve conduction study.

4.Correlation Between the Grade of Hydronephrosis with Surgical Outcomes After Ultrasound-guided Supine Percutaneous Nephrolithotomy: A Retrospective Observational Study
Tiopan NAPITUPULU, Yosua HARDJA, Martin SUSANTO, Grace Dumamawarni HUTAHAEAN, Ika RIANTRI, Hendra SUTAPA, Yusuf RACHMAN, Andre Marolop Pangihutan SIAHAAN
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2023.85688  Pages 120 - 127
Amaç: Geyik boynuzu (staghorn) taşları ve büyük böbrek taşları için tercih edilen tedavi perkütan nefrolitotomidir (PCNL). Ultrason eşliğinde PCNL’nin floroskopi eşliğinde PCNL’ye göre bazı avantajları vardır. Preoperatif özellikler daha iyi cerrahi sonuçları değerlendirmek için çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı, hidronefrozun supin pozisyonunda ultrason kılavuzluğunda PCNL sonrası cerrahi sonuçlarla ilişkisini analiz etmektir.
Yöntemler: Doris Sylvanus General Hospital’da retrospektif bir çalışma yapıldı. Hastaların bilgileri hastane kayıtlarından elde edildi. Ağustos 2020’den Ağustos 2022’ye kadar 105 hastaya supin pozisyonda ultrason kılavuzluğunda PCNL uygulandı. Veriler SPSS 16.0 kullanılarak analiz edildi.
Bulgular: Hidronefroz varlığı Evre I 15 (%14,30), Evre II 25 (%23,80), Evre III 28 (%26,70) ve Evre IV 17 (%16,20) olmak üzere 85 (%80,95) hastada görüldü. Çalışma analizimizde 16 hastada (%15,23) komplikasyon gelişti. Clavien-Dindo sınıflamasına göre 1. derece komplikasyon 4 olguda, 11 olguda 2. derece komplikasyon görüldü ve 1 hasta öldü. İstatistiksel sonuç, modifiye Clavien-Dindo sistemine göre komplikasyon derecesi ile hidronefroz derecesi arasındaki ilişkiydi. P-değerini 0,207 (>0,05) olarak bulduk, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p=0,382), ve r=-0,086 negatif korelasyon gösterdi. Ayrıca hidronefroz ile taş kleransı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p=0,310).
Sonuçlar: Ultrason kılavuzluğunda PCNL kullanımı, büyük böbrek taşlarının tedavisi için güvenli ve etkili bir prosedür olarak bildirilmiştir. Bu çalışmada, supin pozisyonda ultrason kılavuzluğunda PCNL sonrası cerrahi sonuç ile hidronefroz arasında bir ilişki ve anlamlılık gösterilmemiştir.
Objective: The preferred therapy for staghorn stones and large kidney stones is percutaneous nephrolithotomy (PCNL). Ultrasound-guided PCNL has definite advantages over fluoroscopy-guided PCNL. Preoperative characteristics are essential to assess better surgical outcomes. The goal of this study was to analyze the correlation of hydronephrosis with surgical outcomes after ultrasound-guided supine PCNL.
Methods: A retrospective study was conducted at Doris Sylvanus General Hospital. Data of the patients was obtained from hospital records. Hundred and five patients underwent ultrasound-guided PCNL in the supine position from August 2020 to August 2022. Data were analyzed using SPSS 16.0.
Results: The presence of hydronephrosis was 85 (80.95%), which consisted of Grade I 15 (14.30%), Grade II 25 (23.80%), Grade III 28 (26.70%), and Grade IV 17 (16.20%). In our study analysis, complications occurred in 16 patients (15.23%). Grade I complications of the Clavien-Dindo classification was of in 4 cases, 11 cases of grade 2 complications, and 1 patient died. The statistical result was the relationship between grade hydronephrosis and the grade of complication using the modified Clavien-Dindo system. We found a p-value of 0.207 (>0.05), and there is no statistically significant relationship p=0.382 and r=-0.086 was a negative correlation. There is also no statistically significant relationship between hydronephrosis and stone clearance with p=0.310.
Conclusions: The use of ultrasonographic guidance PCNL has been reported as a safe and effective procedure for the management of large renal stones. In this study, there was no correlation or signification between hydronephrosis and surgical outcome after ultrasound-guided supine PCNL.

5.Malay Version of Nijmegen Cochlear Implant Questionnaire and Quality of Life of Patients with Post-lingual Deafness
Mark PAUL, Asma ABDULLAH, Noor Dina HASHIM, Nur Fadhilah Megat ISMAIL, Shamsul Azhar SHAH
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2023.60980  Pages 128 - 139
Amaç: Nijmegen Koklear İmplant anketi (NCIQ), post-lingual işitme kaybı olan koklear implant (Kİ) kullanıcıları arasında yaşam kalitesindeki (YK) iyileşmeyi ölçmek için kullanıldı. Bu çalışma, NCIQ’nun Malay versiyonunun (NCIQ-M) tutarlılığını ve güvenilirliğini belirlemeyi ve NCIQ-M kullanarak hastaların YK’sini ortaya koymayı amaçladı.
Yöntemler: Bu çalışma iki aşamada yapıldı. Birinci aşamada NCIQ İngilizceden Malaycaya çevrildi ve ardından NCIQ-M’nin son sürümünün iç tutarlılığı ve test-tekrar test güvenilirlik değerlendirmesi yapıldı. İkinci aşamada, NCIQ-M kullanılarak post-lingual işitme kaybının YK değerlendirmesi yapıldı.
Bulgular: Yirmi Kİ kullanıcısı ve 20 Kİ olmayan kullanıcı NCIQ-M’yi yanıtladı. NCIQ-M’nin test-tekrar test güvenilirlik analizi, 0,85’in üzerinde puanlar elde edilerek, bir sınıf içi korelasyon katsayısı kullanılarak yapıldı. İç tutarlılık, tüm alt alanlarda Cronbach α 0,70’in üzerinde olacak şekilde analiz edildi. İki denek grubu arasındaki puanlar, bağımsız bir örneklem t-testi kullanılarak analiz edildi. İyi iç tutarlılık, sınıf içi korelasyon ve test-tekrar test güvenilirliği elde edildi. NCIQ-M’nin altı alt alanındaki puanlar, Kİ kullanıcı grubunda Kİ olmayan kullanıcı grubuna göre önemli ölçüde daha yüksekti.
Sonuçlar: NCIQ-M, Kİ kullanıcılarının fiziksel, psikolojik ve sosyal işlevsellik ile ilgili YK’lerini belirlemek için tutarlı ve güvenilir bir öznel ankettir.
Objective: The Nijmegen Cochlear Implant questionnaire (NCIQ) was used to gauge the quality of life (QOL) improvement among cochlear implant (CI) users who suffered from post-lingual deafness. This study aimed to determine the consistency and reliability of the Malay version of the Nijmegen Cochlear Implant questionnaire (NCIQ-M) and to report the QOL of patients using NCIQ-M.
Methods: This study has two phases: Phase I involves the translation of the NCIQ from English to Malay, followed by internal consistency and test-retest reliability assessment of the final version of NCIQ-M. Phase II involves QOL assessment of post-lingual deafness using NCIQ-M.
Results: Twenty CI users and 20 non-CI users answered the NCIQ-M. Test-retest reliability analysis of the NCIQ-M was performed using an intraclass correlation coefficient, achieving scores of more than 0.85. Internal consistency was analysed with Cronbach α of more than 0.70 in all subdomains. Scores between the two groups of subjects were analyzed using an independent sample t-test. Good internal consistency, intraclass correlation, and test-retest reliability were obtained. Scores in all six subdomains of the NCIQ-M are significantly higher in the CI user group than in the non-CI user group.
Conclusions: The NCIQ-M is a consistent and reliable subjective questionnaire to determine the QOL of CI users concerning physical, psychological, and social functioning.

6.Evaluation of Retinal Layers and Choroidal Structures Using Optical Coherence Tomography in Alopecia Areata
Burak OREN, Gozde AKSOY AYDEMIR, Serkan DUZAYAK, Hasan KIZILTOPRAK
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2023.58269  Pages 140 - 147
Amaç: Alopesi areatalı (AA) hastalarda makula, retina sinir lifi tabakası (RSLT), retina tabakaları ve koroid kalınlığını (KK) spektral domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ile değerlendirmektir.
Yöntemler: Çalışmaya 42 AA hastasının (17 kadın, 25 erkek) ve 42 kontrol (18 kadın, 24 erkek) grubunun sağ gözü dahil edildi. Her deneğe kapsamlı bir oftalmik muayene ve SD-OKT (Heidelberg Engineering) ölçümleri uygulandı. Santral maküla kalınlığı (SMK), RSLT, gangliyon hücre tabakası (GHT), iç pleksiform tabaka (IPT), iç nükleer tabaka (INT), dış pleksiform tabaka (DPT), dış nükleer tabaka (DNT), retina pigment epiteli (RPE), iç retinal tabaka (IRT), fotoreseptör tabakaları (FRT) ile subfoveal, temporal ve nazal KK ölçüldü. Bulgular: Tüm kadranlarda SMK ve RSLT ortalama değerleri açısından AA grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (tümü için p>0,05). GHT, IPT, INT, DPT, DNT, RPE, IRT, FRT kalınlıkları açısından AA grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı fark yoktu (tümü için p>0,05). AA grubunda subfoveal, temporal ve nazal bölgelerdeki KK kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha kalındı (tümü için p<0,05).
Sonuçlar: AA hastalarında T-lenfosit aracılı kıl folikülü hasarının yanı sıra koroidal melanosit hasarı ve enflamasyon da görülebilmektedir. AA hastalarında melanosit enflamasyonuna sekonder KK artabilir.
Objective: To evaluate the macula, retinal nerve fiber layer (RNFL), retinal layers, and choroidal thickness (CT) using spectral domain optical coherence tomography (SD-OCT) in patients with alopecia areata (AA).
Methods: The right eyes of 42 AA patients (17 women, 25 men) and 42 controls (18 women, 24 men) were included in the study. Each subject underwent thorough ophthalmic examination and SD-OCT (Heidelberg Engineering) measurements. Central macular thickness (CMT), RNFL, the average thicknesses of the ganglion cell layer (GCL), inner plexiform layer (IPL), inner nuclear layer (INL), outer plexiform layer (OPL), outer nuclear layer (ONL), retinal pigment epithelium (RPE), inner retinal layers (IRL), photoreceptor layers (PRL) as well as subfoveal, temporal and nasal CT were measured.
Results: In all sectors, no significant difference was observed between the AA group and the control group with regard to the mean values for CMT and RNFL (p>0.05, for all). There was not a significant difference between the AA group and the control group with regard to the thickness of the GCL, IPL, INL, OPL, ONL, RPE, IRL, and PRL (p>0.05 for all). CT at the subfoveal, temporal, and nasal regions was significantly thicker in the AA group than in the control group (p<0.05 for all).
Conclusions: Along with T-lymphocyte-mediated hair follicle damage, choroidal melanocyte damage and inflammation can also be observed in AA patients. CT may increase secondary to melanocyte inflammation in AA patients.

LETTERS TO THE EDITOR
7.Gastrointestinal System Involvement in COVID
Amnuay Kleebayoon, Viroj Wiwanitkit
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2023.59487  Page 148
Abstract | Full Text PDF




 

  © 2024 MEDJ