Home | Contact
     ISSN 2149-2042
     e-ISSN 2149-4606
 
 
 
Volume : 36 Issue : 3 Year : 2021



Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print




Index














Membership




Applications



 
Medeniyet Med J: 24 (3)
Volume: 24  Issue: 3 - 2009
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL RESEARCH
1.The relationship between the hopelessness and anxiety and students' nutrition while studing for
Makbule Gezmen Karadağ, Meral Aksoy, Sevgi&775; Neylan Bakım
Pages 108 - 114
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma Öğrenci Seçme Sınavı’na (ÖSS) hazırlanan öğrencilerdeki umutsuzluk ve sınav kaygısının beslenmeyle olan ilişkisini saptamak amacıyla planlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2004-2005 eğitim-öğretim döneminde Yalova ilinde lise son sınıfta olup ÖSS’ye girecek 100 öğrenci (50 kız, 50 erkek) ile girmeyecek 100 öğrenci (50 kız, 50 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Öğrencilerle ilgili genel özellikler (yaş, sigara-alkol kullanımı), vücut ağırlıklarındaki değişimler, sınav öncesi-sırası-sonrasındaki fizyolojik-psikolojik durum değişiklikleri ve beslenme öyküsüne ilişkin bilgilerle psikolojik testler anket yöntemiyle doğrudan kendilerine sorarak elde edilmiştir.
BULGULAR: ÖSS’ye girecek ve girmeyecek öğrenciler arasında yaşadıkları kaygı ve umutsuzluk arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bununla birlikte sınav döneminde, iki gruptaki öğrenciler karşılaştırıldıklarında, kaygılı iken beslenme durumlarının değişimi istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Standartlara göre öğrencilerin enerji, makro ve mikro besin alım durumları incelendiğinde ÖSS’ye girecek ve girmeyecek öğrencilerin enerjiden gelen protein ve karbonhidrat yüzdesi, B6 vitamini, B12 vitamini, C vitamini, kalsiyum ve demir alımlarında istatistiksel açıdan önemli fark görülmüştür (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Merkezi öğrenci yerleştirme sınavları ile ortaya çıkan bu sistem öğrenciler üzerinde sınav kaygısı yaratmakta ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir. Bu çalışmada ÖSS’ye girmeyecek öğrencilerin sınava girecek olan öğrenciler kadar kaygılı ve umutsuz oldukları görülmüştür.
INTRODUCTION: This study was planned to determine the relationship between nutrition and hopelessness and anxiety of students who get riding for the student selective examination (SSE).
METHODS: This study was carried on 100 students (50 male, 50 female) who get riding the SSE and 100 students (50 male, 50 female) who didn’t get riding SSE in 2004-2005 education term in Yalova. The general features of students (age, cigarette-alcohol usage), weight changes, psychological changes before-during-after exam, information about nutritional story and physiological tests were taken by using a questionnaire directly asked to the students themselves.
RESULTS: We could not find a statistical important difference about having hopelessness and anxiety between the students who were going to get riding SSE and the students who were not (p<0.05). Nonetheless, when comparing the two groups of students, a significant difference is found in the nutritional status while they have hopelessness and anxiety (p<0.05). When evaluating the students’ energy, micro and macro nutrient intake according to the standards, a statistical important difference is found in protein and carbohydrate percent coming from energy, vitamin B6, vitamin B12, vitamin C, calcium and iron intake between the students who were get riding SSE and the students who were not (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Resulting from the centralized student selection and placement examination creates anxiety on students and causes psychological problems. This study shows that the students who didn’t get riding SSE had anxiety as much as the students who get riding the SSE.

2.Helicobacter pylori in children with chronic immune thrombocytopenic purpura
Abdulkadir Özel, Murat Söker, Nilüfer Okur, Nurettin Okur
Pages 115 - 118
GİRİŞ ve AMAÇ: Son yıllarda Helicobacter Pylori (Hp)’nin ITP’li hastalarda daha yüksek oranda bulunduğu ve eradikasyon tedavisinini trombosit sayısını yükselttiğini gösteren bir çok çalışma literatürde mevcuttur. Bu çalışmada Kr ITP’li hastalarda Hp pozitifliğinin sağlıklı bireylere göre daha sık görülüp görülmediğinin araştırılması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya Dicle Üniversitesi çocuk sağlığı ve hastalıkları hematoloji polikliniğinde kronik ITP tanısısyla düzenli takiplere gelen izlenmekte olan 19 hasta ve kontrol grubu olarak çocuk polikliniğine başvuran sağlıklı 24 çocuk çalışmaya dahil edildi.
BULGULAR: Hasta grubunda 19 hastanın 11’inde (% 57.8), kontrol grubunda is 24 hastanın 12’sinde (% 50), toplamda çalışmaya alınan 43 hastanın 23 ünde (% 53.4) Hp IgG pozitif saptandı. Kr. İTP’li hastalarda Hp sıklığının artmadığı görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İTP’ li hastalarda ve kontrol grubunda Helicobacter IgG seroprevelansı ülkemizde benzer yaş gruplarında yapılan çalışmalarla uyumlu idi. Kr. İTP hastalarında da benzer oranda bulundu ve kontrol grubuyla arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Buradan yola çıkarak steroid ve immünglobulin tedavisine yanıt vermeyen veya tedavi sonrası trombositleri hızla düşen Kr. İTP olgularında Hp araştırılması ve sonucun müspet olduğu durumlarda eradikasyon tedavisinin verilmesini önerilmektedir.
INTRODUCTION: The role of Helicobacter pylori (Hp) infection in relation to the development and/or persistence of ITP in infected patients still remains controversial. The aim of this study was to determine the prevalence of Hp in chronic ITP and compare the incidence of Hp positivity with healthy control group.
METHODS: For this purpose, 19 patients with chronic ITP were followed at department of Pediatric Hematology of Dicle University Hospital and were evaluated for Hp IgG antibody positivity and hematological parameters. Control group consisted of 24 healthy children followed up at the outpatient clinic.
RESULTS: Hp IgG was positive in 11 of 19 cases in the study group (57.8 %) and 12 of 24 cases in control group (53.4 %). In terms of Hp positivity, means there was no statistically significant difference between the two groups (p>0.005).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Hp IgG seroprevalance in study and control groups were similar with other age matched studies reported from our country. In chronic ITP cases, the results were similar, and no significant difference was present between study and control groups. Steroid or IVIG therapy resistant or frequent relapsing chronic ITP patients, investigation for Hp and eradication therapy for Hp positive patients may be recommended.

3.The validation of the ottowa ankle rules at acute ankle injuries
Gökhan Çakmak, Ulunay Kanatlı, Aykın Şimşek, Haluk Yetkin
Pages 119 - 121
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, ayak bileği travması olan hastaların Ottowa ayak bileği değerlendirme kriterleri ve radyolojik olarak incelenerek bu kriterlerin klinik yararlılığının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Acil servise başvuran ayak bileği travması olan 124 hasta Ottowa ayak bileği değerlendirme kriterlerine göre ve radyolojik olarak incelendi. Hastalara ayak bileği ön-arka, yan ve ankle mortise radyografileri istendi. Kriterlere uyulmasına, radyolojik bulgulara göre hastalar değerlendirildi.
BULGULAR: Ottowa kriterleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde sensitivitesi % 100; spesivitesi % 10.5; negatif kestirim değeri % 100 ve pozitif kestirim değerleri % 41.4 olarak tesbit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Acil servise başvuran hastaların Ottowa ayak bileği değerlendirme kriterlerine göre incelenmesi neticesinde istenen radyolojik tetkiklerde sınırlama getirilebilir. Sensitivitesi yüksek olan bu kriterlerin acil serviste kullanımı, hastanın hastanede kalış süresini azaltması açısından uygundur. Yapılan bu klinik çalışmada % 10.5 civarında hasta harcamalarında tasarruf yapılabileceği gösterilmiştir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to evaluate the effectiveness of the Ottowa Ankle Rules by considering the patients who had ankle traumas with the rules and radiography.
METHODS: 124 patients with ankle traumas are evaluated at the emergency room according to the Ottowa Ankle Rules and radiologic findings. Anteroposterior,lateral and ankle mortise radiographs were performed to the patients.
RESULTS: As all the Ottowa Ankle Rules are evaluated, the following results were gained: The sensitivity is 100 %, specifivity is 10.5 %, negative predictive value is 100 % and positive predictive value is 41.4 %.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We can reduce the radiologic tests and total time of staying at the hospital for the patients at the emergency rooms who suffer about ankle traumas by using sensitive Ottowa Ankle rules. This study showed us that we can reduce the costs of the patients about 10.5 percent.

4.Effects of Single lead VVD pacing and VVIR pacing on plasma atriyal natriuretic peptide concentration and exercise performance
M. Serkan Çınar, Nail Bambul, Bülent Eralp, Hilmi Çiftçi
Pages 122 - 124
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmamızda single lead VDD (tek odacıklı, atriyal ve ventriküler sensing, ventriküler pacing özellikli) pacemaker ile VVIR (tek odacıklı, yalnızca ventriküler sensing ve pacing özellikli, hız cevaplı) pacemaker modlarının serum atriyal natriüretik peptid (ANP) ve efor kapasitesi üzerine etkilerini araştırdık. Hangi modun hemodinami ve yaşam kalitesi açısından daha uygun olduğunu tayin etmek istedik.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya semptomatik AV Tam Blok veya 2. derece AV blok nedeniyle single lead VDDR pacemaker takılmış 21 hasta (13 erkek, 8 kadın) alındı. Önce pacemaker VDD modunda iken ANP için kan örneği alındı, hemen arkasından efor testi uygulandı. Daha sonra pacemaker VVIR moduna çevrildi ve 1 ay süreyle VVIR modunda kaldı. Bir ayın sonunda ANP için kan örneği alınıp VVIR modunda efor testi yapıldı.
BULGULAR: VDD modunda ANP seviyeleri normal iken VVIR modunda yüksek bulundu (57.14±22.01 ve 117.85±48.25 pg/ml, p<0.001). Efor süresi VDD modunda VVIR moduna göre daha uzundu (275.00±113.08 ve 266.24±103.97 sn, p<0.05)
TARTIŞMA ve SONUÇ: Atriyoventriküler senkronizasyonun sağlandığı single lead VDD pacemaker, atriyoventriküler senkronizasyonun olmadığı hız cevaplı VVIR pacemakera oranla daha fizyolojik ve daha üstündür. Hastaya daha kaliteli bir yaşam sunmaktadır. DDD pacemakera oranla daha ucuzdur ve implantasyon süresi daha kısadır. Sinus düğüm fonksiyonları normal olan semptomatik AV Tam Bloklu hastalara birincil seçenek olarak değerlendirildi.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the effects of single lead VDD pacing and VVIR pacing on plasma atrial natriuretic peptide (ANP) concentration and exercise performance.
METHODS: We evaluated ANP concentration and exercise performance in single lead VDD pacing versus VVIR pacing in 21 patiens (13 men and 8 women,) previously implanted single lead VDDR pacemakers. For ANP blood sample was taken during VDD modality, then exercise test was applied. Then pacemaker mode turned to VVIR mode, with this mode it worked for a month. At the end, blood sample was taken and exercise test was applied.
RESULTS: Blood levels of ANP were normal in the VDD group, and increased in the VVIR group (from 57.14±22.01 to 117.85±48.25 pg/ml, p<0.001). Exercise duration was longer in the patients with VDD pacemaker than VVIR pacemaker group (275.00±113.08 sec vs 266.24±103.97 sec, p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: ANP level increases and exercise duration decreases in the VVIR mode. This finding suggests an improvement a cardiac performance with atrioventricular syncronisation. Assesment of ANP may be useful in selection of pacing mode.

5.Effect of intravenous iron on exercise tolerance and cardiac function in anemic patients with chronic heart failure
Yılmaz Canım, Bülent Eralp, Nail Bambul, Erdal Akyer, Hilmi Çiftçi
Pages 125 - 128
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmamızda kronik kalp yetersizlikli anemik hastalarda tek başına intravenöz demir tedavisinin egzersiz kapasitesi ve kardiyak fonksiyonlar üzerine etkisini araştırdık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza kronik kalp yetersizliği (KY) ve demir eksikliği tanısı almış, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (LVEF) < % 40, Hb< 12 g/dl ve ferritin < 400 ng/dl olan 39 hasta (21 kadın, 18 erkek) alındı.Hastalara tedavi öncesi ekokardiyografi, 6 dakika yürüme testi ( 6DYT) metre cinsinden yapıldı. Toplam 6 kez (1, 3, 5, 13, 15 ve 17. günlerde) 200 mg (2 ampul) i.v. ferrik hidroksil sükroz verildikten sonra 21. gün tekrar ekokardiyografi, 6DYT ve kan değerleri ölçümleri alındı.
BULGULAR: Tedavi öncesi ortalama 9.43±1.15 g/dl olan Hb düzeyi tedavi sonrası 11.53±g/dl (p<0.001), Fe düzeyi 16.64±10.94 mcg/dl’den 84.77±30.08 mcg/dl’ye (p<0.001), transferin satürasyonu % 5.02±3.07’den % 21.87±6.83’e (p<0.001), ferritin 12.10±7.67 ng/ml’den 92.05±37.48 ng/dl’ye (p<0.001), 6DYT 181.77±54.39 m’den 289.84±74.27 m’ye ( p<0.001) yükseldi. Hastaların fonksiyonel kapasiteleri NYHA 2.20±0.47’den 1.33±0.48’e geriledi (p<0.001). LVEF ölçümleri tedavi öncesi ve sonrası değişmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: KY olan hastalarda anemi prevalansı oldukça yüksek olup bu hastalarda mortalite ve morbidite oranlarını ciddi düzeyde yükseltmektedir. KY ve demir eksikliği anemisi olan hastalarda tek başına i.v. demir sükroz tedavisi hemoglobini yükseltmekte güvenlidir, semptomları geriletmiş ve egzersiz kapasitesini arttırmıştır.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the effect of intravenous iron sucrose on execise tolerance and cardiac function in anemic patients with chronic heart failure.
METHODS: We evaluated 39 anemic patients (21 women, 18 men) with chronic heart failure which left ventricular ejection fraction (LVEF) < % 40, Hb< 12 g/dl and ferritin < 400 ng/dl. Echocardiographic examination and six minute walk test (6MWT) were conducted at the begining and end (21st day) of intravenous iron therapy. Intravenous 200 mg ferric hydroxyl sucrose infusion was given total six times (1., 3., 5., 13., 15., and 17. days).
RESULTS: The mean Hb increased from 9.43±1.15 g/dl to 11.53±1.04 g/dl (p<0.001), iron from 16.64±10.94 to 84.77±30.08 mcg/dl (p<0.001), transferrin from 5.02±3.07 to % 21.87±6.83 (p<0.001), ferritin from 12.10±7.67 to 92.05±37.48 ng/ml (p<0.001), 6MWT from 181.77±54.39 to 289.84±74.27 m (p<0.001). NYHA functional class (FC) improved from FC II to FC I (p<0.001). No differences were found in LVEF measurements.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Anemia is common in patients with chronic heart failure and an independent predictor of poor prognosis. Intravenous ıron sucrose therapy is effective and safe in these patients. Functional capacity and exercise tolerance improved with i.v. iron sucrose therapy.

6.Relationship between functional status and quality of life in multiple sclerosis
Sema Haliloğlu, Afitap İçağasıoğlu, H. Şule Baklacıoğlu, Yasemin Yumuşakhuylu, R. Şirin Atlığ, Esma Demirhan, Nihal Işık
Pages 129 - 133
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı multipl skleroz hastalarında yaşam kalitesi ile fiziksel özürlülük arasındaki ilişkiyi değerlendirmekti.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 60 MS’li (38 kadın, 22 erkek) hasta alındı. Hastaların demografik özellikleri, hastalık süreleri ve MS tipleri kaydedildi. Fiziksel özürlüğü değerlendirmek için Genişletilmiş Özürlülük Durum Skalası (EDSS=Expanded Disability Status Scale), yaşam kalitesinin ölçümü için Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi Enstrümanı (MSQOL-54=Multiple Sclerosis Quality of Life-54) kullanıldı.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 42,15±9,75 yıl, ortalama hastalık süresi 9,29±4,85 yıl idi. Hastalık süresi 10 yılın üzerinde olan 23; 10 yıl ve daha az olan 37 hasta vardı. Hastaların 34’ü (% 56,67) relapsing-remitting (nükseden-remisyona giren), 14’ü (% 23,33) sekonder progresif, 12’si (% 20) ise relapsing (nükseden) progresif ve primer progresif tip olarak sınıflandırıldı. MS tipi ile fiziksel ve mental sağlık toplamı ortalamaları arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,061 ve p=0,764). EDSS skoru 5 ve daha altında olan hastaların fiziksel sağlık toplamı ortalamaları, EDSS skoru 5’in üzerinde olanlardan istatistiksel olarak anlamlı dercede yüksek bulundu (p=0,001). EDSS skoru ile mental sağlık toplamı ortalamaları arasında ilişki saptanmadı (p=0,244). Hastalık süresi 10 yıl ve daha altında olan hastaların fiziksel sağlık toplamı ortalamaları, hastalık süresi 10 yılın üzerinde olanlardan istatistiksel olarak anlamlı dercede yüksek bulundu (p=0,04). Hastalık süresi ile mental sağlık toplamı ortalamaları arasında ilişki saptanmadı (p=0,169).
TARTIŞMA ve SONUÇ: MS hastalarında EDSS ile belirlenen artmış fiziksel özürlülük skorunun ve uzun hastalık süresinin, yaşam kalitesinin fiziksel sağlık bölümünü olumsuz yönde etkilediği bulundu.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the relation between quality of life and physical disability in patients with multiple sclerosis (MS).
METHODS: Sixty MS patients (38 women, 22 men) were included into the study. Their demographic characteristics, duration of illness and MS types were noted. Expanded Disability Status Scale (EDSS) was used to asses the physical disability, Multiple Sclerosis Quality of Life-54 (MSQOL-54) was used to assess the quality of life.
RESULTS: The mean age of the patients and mean duration of the illness were 42,15±9,75 years and 9,29±4,85 years, respectively. 34 patients (56,67 %) was classified as relapsing remittent form, 14 patients (23,33 %) as secondary progressive form, and 12 patients (20 %) as primary progressive form and relapsing progressive form of MS. We didn’t detect any significant relationship between MS type and means of physical and mental health composite scores (p=0,061 and p=0,764). Mean physical health composite score of the patients with 5 and below EDSS score were found significantly higher than those whose EDSS scores were above 5 (p=0,001). There were no relationship between EDSS score and mean mental health composite score (p=0,244). Mean physical health composite score of the patients with 10 years and above disease duration were found to be statistically significant higher than those with above 10 years disease duration (p=0,04). There were no relationship between disease duration and mean mental health composite score.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was found that both physical disability score assessed with EDSS and long disease duration affects physical health division of quality of life negatively.

REVIEW
7.Non-syndromic cleft lip and/or palate deformity
Ali Karaman
Pages 134 - 137
Non-sendromik dudak ve/veya damak yarığı(NSDDY) çoklu genetik ve cevresel faktörlerin sonucu komplex doğumsal bir defekttir. Son zamanlarda NSDDY sebebi olan birçok gen bulunmuştur. Onların bazıları Methylenetetrahydrofolate reductase(MTHFR), B-Cell leukemia/lymphoma 3(BCL3), T-box transcription factor-22(TBX22), Poliovirus receptor like-1, 2 (PVRL1,2) ve İnterferon regulatory factor-6 (IRF6) genlerin sebep olduğu NSDDY, baş-boyun bölgesinin sık görülen konjenital anomalilerinden biridir. Bu derlemedeki amaç, NSDDY etiyolojisindeki önemli genetik ve çevresel faktörlerden bazılarını özetlemekdi.
Non-syndromic cleft lip and/or palate (NSCLP) is a complex birth defect resulting from multiple genetic and environmental factors. Recently several genes causing NSCLP have been discovered. Some of them-namely Methylenetetrahydrofolate reductase (MTHFR), B-Cell leukemia/lymphoma 3(BCL3), Poliovirus receptor like-1, 2 (PVRL1 and PVRL2), T-box transcription factor-22 (TBX22), and Interferon regulatory factor-6 (IRF6) are responsible for causing NSCLP is one of the common congenital anomalies of the head and neck. This review aim to summarize some of important genetic and environmental factors in the aetiology of NSCLP.

CASE REPORTS
8.Anesthetic management ın a case severe thoracolumbar kyphoscoliosis and difficult airway
İsmet Topçu, Tülün Öztürk, Selçuk Bulut, Gönül Tezcan Keleş
Pages 138 - 141
Spinal deformities may cause difficulties with both tracheal intubation and regional anesthesia. This report describes the anesthetic management that was performed in 48 years old patient with extremely severe thoracolumbar kyphoscoliosis and mallampati class IV. After examining the risk factors, spinal block by injecting single dose 12,5 mg bupivacaine solution to the intratechal space was chosen to provide anaesthesia. Motor and sensory blockade at the level of Th12 was achieved.

9.Meralgia paresthetica (Case report)
Huriye Aras, Afitap İçağasıoğlu, Esma Demirhan, Şeyma Kolukısa, Esma Öcal Eriman
Pages 142 - 144
Meralgia paresthetica is a painful mononeuropathy of lateral cutaneal femoral nerve. Many factors have been accused in etiology. In this case report, 63 year old female complaining of hypoesthesia and paresthesia on lateral and anterior sides of the right thigh, diagnosed with electroneuromyography, a case of idiopathic meralgia paraesthetica is presented.

10.Amniotic fluid embolism: Case report
Şenol Şentürk, Mustafa Kara
Pages 145 - 148
Amniotic fluid embolism is a clinical pathology which is rare and maternal mortality is high. A case of 23 year-old ASE was presented in this case report. At the patient who doesn’t have any risk factor and has been made caesarean section because of the bad obstetric history, suddenly dyspnea, cyanosis, blood loss and unexplained hypotension occurred after the thirty minutes,postoperatively. The respiration and circulation was supported with urgent resuscitation, then the patient was taken intensive care, monitorized and coagulopathy treatment was performed. The diagnosis of the ASE was made with the clinical and laboratory symptoms. We aimed to discuss the epidemiology, clinical findings, pathophysiology, risk factors, diagnosis, differential diagnosis and treatment of the ASE with this case.




 

  Copyright © 2019 MEDJ All Rights Reserved