Home | Contact
     ISSN 2149-2042
     e-ISSN 2149-4606
 
 
 
Volume : 37 Issue : 2 Year : 2022



Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print




Index














Membership




Applications



 
Medeniyet Med J: 23 (4)
Volume: 23  Issue: 4 - 2008
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL RESEARCH
1.Association between specific measurement indexes of ankylosing spondylits and demographic data
Şeyma Kolukısa, Afitap İçağasıoğlu, Pınar Akpınar, Yasemin Yumuşakhuylu, Füsun Moral Oğuz, Huriye Aras
Pages 112 - 117
GİRİŞ ve AMAÇ: Ankilozan Spondilit’e (AS) özgü ölçüm indeksleri ile demografik veriler arasındaki ilişkiyi saptamak.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya polikliniğimizde takip edilen, modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış 83 hasta dahil edildi (29 kadın, 54 erkek). Egzersiz programları, sigara kullanımları, ilaçları, ek hastalıkları, gelir düzeyleri ve hastalık süreleri sorgulandı. AS’e özgü değerlendirme indeksleri olan Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI), Bath Ankilozan Spondilit Radyoloji İndeksi (BASRI) hesaplandı.

BULGULAR: Hastaların yaş ortalamaları 41.1±9.7 (24-62 yaş) yıldı. Ortalama hastalık süresi 8.2 ± 5.6 yıldı. 28’i (% 33.7) düzenli, 8’i (% 9.6) düzensiz egzersiz yaptığını, 47’si (% 56.6) egzersiz yapmadıklarını belirttiler. 31 (% 37.3) kişi sigara kullanıyordu. 67 (% 80.7) olguda ek bir hastalık yoktu. Nonsteroid antiinflamatuar ilaç (NSAI); NSAI+Sulfasalazin ve/veya
Methotrexate; anti tümör nekroz faktör alfa (anti-TNF) alan hastaların dağılımı sırayla; 31 (% 37.3), 30 (% 36.1), 17 (% 20.5) idi. Gelir düzeyine göre gruplandırıldıklarında; 550
YTL ve altı 28 (% 33.7) kişi, 550-1000 YTL arası 37 (% 44.6) kişi, 1000 YTL ve üzeri
olanlar 18 (% 21.7) kişi idi. Egzersizin ve sigara kullanımının BASFI, BASDAI, BASMI, BASRI ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi saptanmadı. Gelir düzeyleri ile BASFI, BASMI, BASRI değerleri arasında anlamlı negatif korelasyon bulundu (p: 0.012, p: 0.0001, p: 0.002). Hastalık süresi ile BASMI ve BASRI arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunurken (p: 0.001, p: 0.005), BASFI ve BASDAI ile bulunmadı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: AS’de hastalık süresi, BASMI ve BASRI ile ilişkili önemli bir parametre olarak saptandı. Gelir düzeyi ise BASMI, BASRI ile birlikte BASFI ile de ilişkili ikinci bir parametre olarak bulundu.
INTRODUCTION: To determine the association between specific measurement indexes of ankylosing spondylitis (AS) and demographic data.
METHODS: 83 patient (29 female, 54 male) who are followed in our outpatient clinic and diagnosed as AS according to modified New York criteria were included into the study. Exercise programs, smoking, medications, comorbidities, income levels, and duration of the diseases were queried. Specific measurement indexes of AS; Bath Ankylosing Spondylitis
Functional Index (BASFI), Bath Ankylosing Spondylitis Disease Activation Index (BASDAI), Bath Ankylosing Spondylitis Metrology Index (BASMI), Bath Ankylosing Spondylitis
Radiologic Index (BASRI) were scaled.
RESULTS: Avarage age range of patients were 41.1±9.7 (24-62) years. Avarage disease duration was 8.2±5.6 (1-34) years. 28 (33.7 %), 8 (9.6 %), 47 (56.6 %) of the patients stated that
they were exercising regularly, irregularly and not at all, respectively. 31 (37.3 %) of the patients were smokers. 67 (80.7 %) of the patients has had no comorbidities. Patients using Non-steroidal anti-inflammotory drugs (NSAID); NSAID+Sulfasalazin, and/or Methotrexate; anti-tumor necrosis factor alfa (anti-TNF) were respectively 31 (37.3 %), 30 (36.1 %),17 (20.5 %). Ranged according to the income level; 28 (33.7 %) of the patients were earning 550 YTL and lesser, 37 (44.6%) were earning 550-1000 YTL, 18 (21.7 %) were earning 1000 YTL and more. No relevant statistical relation between exercise & smoking, and BASFI, BASDAI, BASMI, BASRI was detected. Relavant negative correlation (p: 0.012, p: 0.0001,p: 0.002) was detected between income level and BASFI, BASMI,
BASRI. Statistically relevant relation was detected between disease duration and BASMI and BASRI (p: 0.001, p: 0.005)where as no relation between BASFI and BASDAI was detected.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Disease duration in AS was detected as an important parameter related with BASMI and BASRI. Income level was found as a second parameter related with BASMI, BASRI and as well with BASFI.

2.Objective and subjective cure rates of TOT procedure
Necdet Süer, Emre Erdoğdu, Taylan Şenol
Pages 118 - 121
GİRİŞ ve AMAÇ: TOT uygulamaları sonrasında komplikasyon, objektif ve subjektif kür oranlarını araştırmak.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2006-Mayıs 2007 tarihleri arasında stres inkontinansı saptanan TOT prosedürü uygulanan 25 hasta çalışmaya alındı. Perioperatif, erken ve geç komplikasyon
oranları ile postoperatif 6. ayda objektif ve subjektif kür oranları bulundu.

BULGULAR: Perioperatif vajinal yaralanma, sinir, mesane, üretra yaralanması kimsede izlenmedi. 1 (% 4) hastada kan transfüzyonu gerektirecek kanama izlendi. Mesh çıkarılmasını gerektirecek üriner retansiyon hiçbir hastada izlenmedi. Denova urge semptomları 3 (% 12) hastada postoperatif 6. haftada izlendi. 1 (% 4) hastada vajinal erezyon izlendi. Bacak ağrısı 1
(% 4) hastada izlendi. Preoperatif ped testi ile hafif idrar kaçağı olan % 16 (4) hasta orta idrar kaçağı olan % 68 (17) hasta, % 16 (4) ağır idrar kaçağı olan % 16 (4) hasta varken postoperatif 6. ayda % 24 (6) hastada hafif idrar kaçağı izlenirken hiçbir hastada orta-ağır idrar kaçağı izlenmedi. (Tablo 3). 6. ayda objektif kür oranı % 84 (21) iken, subjektif kür
oranı % 88 (22) dir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: TOT uyguladıgımız hastalarımızda komplıkasyon oranları oldukca dusuk, hospıtalızasyon suresı oldukca kısaydı. TOT uygulanması kolay ogrenme perıodu oldukca kısa hasta ve hekım memnunıyetı yuksek bır antı ınkontınans operasyonudur.
INTRODUCTION: Assessment of objective and subjective cure rates, and complications after tot procedures.
METHODS: 25 patients were diagnosed to have stress incontinence and applied tot between dates January 2006-May 2007 in our clinic were included in this study. Early and late perioperative complication rates and postoperative objective and subjective cure rates at the sixth month were assessed.
RESULTS: No patient experienced perioperative vagina, nerve, bladder and urethral injury. Bleeding that require blood transfusion was detected only in one patient (4 %). No urinary
retention that require mesh removal was detected in any of the patients. Only three patients (12 %) had de-novo urge symptoms six weeks after the operation. We observed vajinal erosion only in one patient (4 %), and leg pain in one patient (% 4). In preoperative period four patients have mild (% 16), 17 patients have moderate (% 68), and four patients have severe (% 16) urinary leakage with pad test, at the sixth month postoperatively,six patients had mild urinary leakage and no patient had moderate or severe urinary leakage.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In patients we applied TOT, our complication rates were very low, and hospitalization period was short. TOT is an easily applied anti incontinance operation with fairly
short learning period and satisfactory results for both patient and the clinician.

3.The frequency of diabetic retinopathy and relevant factors for prediabetic subjects
Erim Gülcan, Fatih Özcura, Sayime Aydın, Esin Erbilen, Lokman Koral
Pages 122 - 125
GİRİŞ ve AMAÇ: Prediabetik bireylerde diyabetik retinopati sıklığının tespiti ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İç hastalıkları kliniğine ocak 2006 ve mart 2008 tarihleri arasında başvuran 20-60 yaşları arasında toplam 118 birey çalışmaya alındı. Bireylerde daha önceden diyabet öyküsü olması ve antidiyabetik ilaç kullanması çalışmaya alınmama kriterleriydi. Açlık kan glukozunun 100-125 mg/dl arasında olması Bozulmuş açlık glukozu (BAG) ve 75 gram oral glukoz uygulanmasından 2 saat sonunda kan glukozunun 140-199 mg/dl olması bozulmuş glukoz toleransı (BGT) olarak tanımlandı. Bu kriterleri sağlayan bireyler çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara ek olarak diabetik öykü, fizik inceleme (tansiyon, nabız, kilo boy gibi..) ve laboratuar tetkikleri (kreatinin, ALT, AST, Total kolesterol, HDL- K, trigliserid ve
LDL-K) yapıldı. Takibinde, katılımcılar göz dibi muayenesi için göz kliniğine gönderildi.

BULGULAR: Çalışmaya katılan bireylerin % 27.1’inde HT ve % 11.0’inde retinopati vardı. Retinopati sıklığı sadece IFG’si bulunan hastalarda % 2, sadece IGT’si olanlarda % 9.1 ve IFG ve IGT’nin her ikisine de sahip olanlarda % 22.2 olarak bulundu. HT sıklığı ise sırasıyla; % 15.7, % 36.4 ve % 35.6 olarak bulundu. Retinopati ile postglukoz 2. saat kan glukozu
(PG2.Sa. KG) (p: 0,001, r: 296), tek başına IGT (p: 0.006, r: 252) olması ve birlikte IFG ve IGT olması (p: 0.002, r: 281) anlamlı oranda korelasyon gösterdi. Lojistik regresyon analizinde, retinopati için istatistiksel olarak anlamlı parametreler önem sırasına göre şöyledir: 1. birlikte IFG ve IGT bulunması (p: 0.002), 2. PG2Sa.KG (p: 0.003) ve 3. sadece IGT (p: 0.006) idi. HbA1C retinopati için anlamlı olmamakla birlikte prediktif faktör olarak 4. sıradaydı (p: 0.073). IFG ise retinopatiyi anlamlı olarak öngördürmüyordu (p: 0.752).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bizim çalışmamızda prediyabetik bireylerde retinopati sıklığı en fazla BAG/BGT birlikte olduğu grupta tespit edildi. Retinopatiyi en önemli öngördüren faktör ise PG2.Sa. KG idi.
INTRODUCTION: To determine the frequency of diabetic retinopathy in prediabetik individuals and to evaluate the relevant factors
METHODS: A total of 118 persons between 20-60 years of age attending our internal medicine clinic between january 2006 and march 2008 were recruited for the study. The exclusion criterions were the presence of diabetes mellitus and use of antidiabetic agents. Fasting blood glucose between 100-125 mg/dl was defined as impaired fasting glucose (IFG);
blood glucose after 2 h oral glucose tolerance test between 140-199 mg/dl was defined as impaired glucose tolerance (IGT). The individuals provided these criterions were included
the study. In addition, diabetic history, physical examination (tension arteriale, pulse, fever) and laboratory investigations (creatinine, ALT, AST, Total cholesterole, HDL- C, triglyceride ve LDL-C) were carried out. Subsequently, participants were referred to ophtalmology clinic for fundoscopic examination.
RESULTS: Hypertension was found in 27,1 % of participants and retinopathy was determined in 11 % of them. The frequency of retinopathy in patients with isolated IFG, isolated IGT and both IFG and IGT were 2 %, 9,1 % and 22,2 %, respectively. The frequency of hypertension were found to be 15.7 %, 36.4 % ve 35.6 %, respectively. There are significant correlations between retinopathy and postglucose 2. hour blood glucose (PG2hr BG) (p: 0,001, r: 296), the presence of isolated IGT (p: 0.006, r: 252), coexistence of IFG and IGT (p: 0.002, r: 281). In logistic regression analyse, statistically significant parameters for retinopathy according to impotance are as follows: 1. coexistence of IFG and IGT (p: 0.002), 2. PG2hr BG (p: 0.003), 3. presence of isolated IGT (p: 0.006). Although
HbA1C was no statistically significant for retinopathy, it was in fourth line as predictive (p: 0.073).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, frequency of retinopathy among prediabetic subjects were significantly higher in group of coexisting IFG and IGT than other groups. Additionally, PG2hr BG was the most important predictor of retinopathy.

4.The influence of electrocoagulation and mechanical clipping on reservation of over in tubal sterilization
Necdet Süer, Lale Türkgeldi, Furkan Kayabaşoğlu
Pages 126 - 132
GİRİŞ ve AMAÇ: Laparoskopik tubal sterilizasyon uygulanan hastalarda elektrokoagulasyon ve mekanik klips yöntemlerinin over rezervine etkilerini karşılaştırmak

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu prospektif randomize çalısmaya tubal sterilizasyon arzusu olan reprodüktif çağda 80 hasta dahil edildi.Basit randomizasyon ile hastalar elektrokoagulasyon yöntemi ile tubal sterilizasyon yapılanlar ve mekanik klips yontemiyle tubal sterilizasyon yapılanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Preoperatif dönemde ve postoperatif 10. ayda elde edilen 3.
gün bazal serum FSH, LH, estradiol, inhibin-B, antimullerian hormon, total bazal over hacim ölçümü ve antral folikul sayıları her bir grup içinde ve gruplar arasında karşılaştırıldı.


BULGULAR: Elektrokoagulasyon yöntemiyle tubal sterilizasyon ve mekanik klipsle tubal sterilizasyon grupları arasında, postoperatif 10. ay total bazal over hacmi ve antral folikul sayımı
açısından anlamlı farklar izlendi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Elektrokoagulasyon yöntemi ile laparoskopik tubal sterilizasyonun postoperatif dönemde over rezervine olumsuz etkileri olduğu düşünülmektedir.

INTRODUCTION: To compare the effects of laparoscopic tubal sterilization through electrocoagulation and the application of mechanical clips on the ovarian reserve.
METHODS: 80 patients in the reproductive period with the desire of tubal sterilization were included in the prospective, randomized study. The patients were divided into two groups by simple randomization as tubal sterilization through electrocoagulation group and the application of mechanical clips group. Day three serum basal FSH, LH, estradiol, inhibin-B,
antimullerian hormone, total basal ovarian volume measurements and anthral follicle counts of all patients in the preoperative and 10th postoperative months were compared both within and between the two groups.
RESULTS: A significant difference between the postoperative 10th month total basal ovarian volumes and anthral follicle counts were detected between the electrocoagulation and mechanical clips application groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Laparoscopic tubal sterilization by electrocoagulation is very likely to have an adverse effect on the ovarian reserve in the postoperative period.

5.Non-pharmacological method and the analysis of antihypertension medication
Nesrin Türk, Ali Süner
Pages 133 - 142
Hipertansiyon en önemli sağlık sorunlarından biridir. Tüm dünyada hipertansiyon tedavisi ve kan basıncının kontrol altına alınma oranları genel olarak düşük seyretmekle birlikte ülkeler arasında önemli farklılıklar vardır.
Son yıllarda tüm dünyada, çok çeşitli bitkisel ilaç, beslenme desteği, vitamin ve mineraller bilinen tıbbi ilaçların yanında yoğun bir şekilde kullanıma girmiştir. İnsanlık tarihinden itibaren bir çok bitkisel ilaçtan tedavide faydalanılmış, son 40 yıldır Amerika’da 8-10 yıldır da Türkiye’de bitkisel ilaç pazarı büyüyerek bir sektör halini almıştır. ‘Doğalsa mutlaka güvenilirdir‘ sloganıyla sunulan bu ilaçlar, hastalar tarafından çoğunlukla doktor bilgisi ve kontrolü dışında kullanılmakta, yan etki ve toksisitelerinin olmadığına inanılmaktadır.
Günümüzde; hipertansif hastalarımızın en sık kullandığı bitkisel preparatlar arasında sarımsak (allium sativum) ve limon suyunu görmekteyiz.
Hypertension is one of the most important health problems. Hypertension’s cure and getting’s rates under blood pressure are generally low also there are important diffrences among countries.
Recently, many kinds of herbal drugs, nutritional supports, vitamins and minerals are used besides medical drugs. Many herbal drugs are used for therapy since early human history.
For the last 40 years in the USA and the last 8-10 years in Türkiye, herbal drug marketing has become a sector. These drugs are presented with the slogan “If it is natural, then it is
absolutely reliable”. They are usually used without doctor control since they are believed not to have any side effects and toxicity.
In the day; Hypertension patients frequently uses vegetable between factory-made pharmaceutical be seen garlic (allium sativum) and lemon juice.

REVIEW
6.Alternative treatment options and menopausal hot flashes
Meltem Demirgöz, Nevin Hotun Şahin
Pages 143 - 148
Perimenopozal dönemin en önemli yakınmalarından biri sıcak basmasıdır. Sıcak basması tekrarlayan, özellikle yüzde kızarmaya neden olan, terleme oluşturan, vücudun üst bölümlerinde ve yüzde yoğun ısı hissi yaratan ve ardından üşüme ile sonlanan bir durumdur. Sıcak basmasının nedeni tam olarak belirlenememekle birlikte; endojen östrojen hormonunun konsantrasyonundaki değşiminin rolü olabileceği düşünülmektedir. Kadınlarda sıcak basmasının görülme sıklığı ve oluşma zamanı kadından kadına değişiklik göstermektedir. Bu farklılık yaşanılan ülke, beden kitle indeksi, yaşam stili, sigara kullanma durumu gibi birçok faktöre bağlıdır. Sıcak basmalarının çoğu tedavi edilmeksizin şiddeti azalarak zamanla geçmesine rağmen; kadınlarda bu yakınmaya ilişkin tedavi arayışları yüksek oranlardadır. Bu makalede sıcak basması için önerilen, düzenli egzersiz yapma, bitkisel kaynaklı destekler, vitamin E takviyesi, topikal progesteron, akupunktur ve mıknatıs tedavisine yer verilmiştir.
Hot flashes are one of the most important signs of perimenopause.Hot flashes are recurrent, transient episodes of flushing, perspiration, and a sensation ranging from warmth to intense heat on the upper body and face, sometimes followed by chills. The exact cause of hot flashes has not been determined, although it seems that the changing endogenous estrogen concentrations associated with menopause may play a role.
The incidence and occurence time of hot flash differs in every women. Various lifestyle, country, body mass index, cigarette smoking, and social factors also seem to be related to hot flash frequency. Most hot flashes are mild to moderate in intensity and typically stop over time without therapy, nevertheless, many women experience hot flashes severe enough to seek treatment. The main focus of this review is on treatment regular
exercise, herbal and vitamin E supplement, topical progesterone, acupuncture, magnet therapy for hot flash symptoms.

7.Oculocutaneus Albinism
Ali Karaman, Cengiz Öztürk
Pages 149 - 155
Okülokütanöz albinizm (OKA) göz, deri ve saçın pigmentasyonunda yaygın bir azalmayla karakterize melanin biyosentezi dozukluklarının herediter bir grubudur. Albinizmin bütün formlarının prevalansı dünya genelinde önemli ölçüde değişiklik gösterir ve yaklaşık 17000’de bir oranında tahmin edilmektedir. OKA’nin klinik spektrumu değişiklikler gösterir. Orta derecedeki formlarda (OKA1B, OKA2, OKA3 ve OKA4) uzun sürede bir miktar pigment birikimi görülürken, OKA1A formunda yaşam boyu melanin üretiminin komple yokluğu ile en şiddetli tipi olduğu görülür. Klinik manifestasyonları değişik derecelerde konjenital nistagmus, iris hipopigmentasyonu ve yarı saydamlık, retinal pigment epitelyumunda azalmış pigmentasyon, foveal hipoplazi, genellikle azalmış görme keskinliği (20/60’dan 20/400’e) ve kırma kusurları, renkli görmede bozulma ve göze çarpan fotofobi. Optik sinirlerin yanlış seyri azalmış steroskopik görme ve şaşılıkla sonuçlanan karakteristik bir bulgudur. Deri ve saçın hipopigmentasyon derecesiOKA’nın tipine göre değişiklik gösterir. OKA’nin 4 tipinin hepsi otozomal resesif hastalıklar olarak kalıtsal geçişlidir. En az 4 gen hastaların farklı tiplerinde (TYR, OCA2, TYRPl ve MATP) sorumludur. Teşhis karakteristik oküler semptomlara ilaveten deri ve saçın hipopigmentasyonunun klinik bulgularına dayanır. OKA formları arasındaki klinik karışmadan dolayı moleküler teşhis gen defektini ve OKA subtipini tesbit etmek için genelde gereklidir.
Oculocutaneous albinism (OCA) is a group of inherited disorders of melanin biosynthesis characterized by a generalized reduction in pigmentation of hair, skin and eyes. The prevalence of all forms of albinism varies considerably worldwide and has been estimated at approximately 1/ 17,000. The clinical spectrum of OCA ranges, with OCA1A being the most severe type with a complete lack of melanin production throughout life, while the milder forms OCA1B, OCA2, OCA3 and OCA4 show some pigment accumulation over time. Clinical manifestations include various degrees of congenital nystagmus, iris hypopigmentation and translucency, reduced pigmentation of the retinal pigment epithelium, foveal hypoplasia, reduced visual acuity usually (20/60 to 20/400) and refractive errors, color vision impairment and prominent photophobia. Misrouting of the optic nerves is a characteristic finding, resulting in strabismus and reduced stereoscopic vision. The degree of skin and hair hypopigmentation varies with the type of OCA. All four types of OCA are inherited as autosomal recessive disorders. At least four genes are responsible for the different types of the disease (TYR, OCA2, TYRP1 and
MATP). Diagnosis is based on clinical findings of hypopigmentation of the skin and hair, in addition to the characteristic ocular symptoms. Due to the clinical overlap between the
OCA forms, molecular diagnosis is necessary to establish the gene defect and OCA subtype.

CASE REPORTS
8.A rare case of the carpal intraosseous ganglion: Os triquetrum intraosseous ganglion
Yusuf İyetin, Koray Ünay, Can Demirçay, Abdullah Bilge, Mustafa Çakır
Pages 156 - 157
Cystic subchondral bone deficiencies which are not extended to the joint are named intraosseous ganglion cyst. These kinds of cysts are rarely seen in triquetrum. Magnetic rezonance imagine of the wrist was obtained for the rule out of the dequervain
tenosynovitis in a 54 years-old woman and a triquetrum intraosseous ganglion was diagnosed. In this case report, a rare intraosseous ganglion of triquertum with a dequervain
tenosynovitis was presented.

9.Multiple Familial Trichoepithelioma
İlkin Zindancı, Fatma Kuş Yazar, Ebru Zemheri, Melek Koç, Burçe Can, Zafer Türkoğlu, Emek Kocatürk, Mukaddes Kavala
Pages 158 - 160
Trichoepithelioma is a benign hamartomatous tumor of the pilosebaceous follicle that may occur either as a nonhereditary solitary lesion or as multiple lesions that are often dominantly inherited. The gene for multiple trichoepitheliomas has been mapped to a locus 9p21. The exact prevalence is unknown. They most commonly appear in early childhood or at puberty. We report a case of multiple familial trichoepithelioma occurring
in four members of a family.

10.An infant with perianal abscess: Case report and review of the literature
S. Tolga Yavuz, Adem Karataş
Pages 161 - 164
Perianal abscess is a common condition encountered in childhood. It is particular when happening in infants under 6 months of age. Here, a 2-month-old infant with perianal abscess is reported.
A 2-month-old infant admitted to hospital with a complaint of painful, swollen perianal lesion suggesting the presence of perianal abscess. Laboratory tests did not reveal any neutropenia nor inflammatory disease. The infant underwent a perianal abscess drainage. No fistula was found during the operation and no recurrence was observed, either.
Perianal abscess is not uncommon in childhood, but the precise incidence is unknown. In contrast to adults, the pattern of presentation in children strongly indicates a congenital predisposition. The gender ratio in adults is (M: F) 2: 1, whereas in infants it is almost an exclusively male disease. Systemic signs of sepsis are not common in infants. The classical treatment of perianal abscess is incision and drainage. The identification
and treatment of corresponding fistula is important to avoid recurrence




 

  Copyright © 2019 MEDJ All Rights Reserved