Home | Contact
     ISSN 2149-2042
     e-ISSN 2149-4606
 
 
 
Volume : 37 Issue : 4 Year : 2022



Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print




Index














Membership




Applications



 
Medeniyet Med J: 37 (4)
Volume: 37  Issue: 4 - 2022
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - XII

ORIGINAL ARTICLE
2.The Relationship Between Ossification in Metacarpophalangeal Sesamoids of the Thumb and the Period of Puberty: A Radiographic Study
Rifat SAHIN, Cengiz KAZDAL
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.66743  Pages 300 - 305
Amaç: Bu çalışma, elin başparmak metakarpofalangeal (MKP) ekleminde sesamoid kemiklerin (Sbs) kemikleşme zamanının başlangıcını ve ergenlik dönemi ile ilişkisini belirlemeyi amaçlamıştır.
Yöntemler: Bu retrospektif radyografik çalışmaya 5-17 yaş arası hastalar dahil edildi. Her yaş grubu için ayrı ayrı Sbs varlığı araştırıldı. Hastalar yaş, cinsiyet ve radyal-ulnar sesamoid varlığına göre kaydedildi.
Bulgular: Dokuz yüz otuz dokuz hastanın 1.020 radyografisi incelendi. Sbs kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşında kemikleşmeye başladı. Aynı yaş grubundaki tüm bireylerde ulnar-radyal sesamoidlerin bulunduğu yaş kızlarda 13-14, erkeklerde 15 idi. Sesamoidin aynı yaş grubundaki bireylerin %50’sinde görüldüğü yaş radyal taraf için kızlarda 10,4, erkeklerde 11,9 iken ulnar taraf için ise kızlarda 9,5, erkeklerde 11,5 yaş olarak belirlendi.
Sonuçlar: Örneklemimizde ergenlik başlangıç zamanı ve süresi ile karşılaştırıldığında; 1. MKP eklemdeki sesamoidlerin görülmeye başladığı yaştan tüm bireylerde görülmeye başladığı yaşa kadar geçen süre fizyolojik ergenlik süresi ile benzerdir. Ergenlik başlangıç yaşı ise aynı yaş grubundaki hem cinslerinin %50’sinde Sbs’nin görüldüğü zamana denk gelmektedir.
Objective: The current study aimed to determine the onset of sesamoid bones (Sbs) ossification at the thumb metacarpophalangeal (MCP) joint of the hand and its relationship with puberty.
Methods: This retrospective radiographic study included patients aged 5-17 years. The presence of Sbs was investigated separately for each age group. Patients were classified based on their age, gender, and the presence of radial and ulnar sesamoids.
Results: A total of 1,020 radiographs from 939 patients were analyzed. Sbs began to ossify in girls at the age of 8 years and in boys at the age of 9 years. The ulnar-radial sesamoids were present in all individuals in the same age group at the age of 13-14 years in girls and 15 years in boys. The age at which 50% of the individuals in the same age group had a sesamoid was 10.4 years in girls and 11.9 years in boys on the radial side, 9.5 years in girls, and 11.5 years in boys on the ulnar side.
Conclusions: In all individuals, the time between the onset of sesamoids of the MCP joint and development corresponds to the physiological period of puberty. However, the age at which puberty begins coincides with the time when Sbs begin to ossify in 50% of both sexes in the same age group.

3.Smoking Induces the Circulating Levels of Matrix Metalloproteinase-9 and Its Association with Cardiovascular Risk in Young Smokers
Dinesh NATH, Meera SHIVASEKAR, V. M. VINODHINI
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.45057  Pages 306 - 312
Amaç: Sigara içmek, hücre dışı matriksin üretimi ve degradasyonu arasındaki stabiliteyi değiştirebilen kardiyovasküler riske neden olur. Matriks metalloproteinaz-9, hücre dışı matriksi bozan ve doku yenilenmesinde ve çeşitli fizyolojik süreçlerde yer alan çinko içeren bir endopeptidazdır. Sonuç olarak, sigaranın neden olduğu yüksek serum MMP-9 seviyeleri, özellikle genç yaşta, koroner kalp hastalığı (KKH) riskini artırır. Bu nedenle, bu çalışma genç sigara içenlerde, sigaranın neden olduğu dolaşımdaki MMP-9 ile kardiyovasküler hastalık riski arasındaki olası ilişkiyi belirlemeyi amaçlamıştır.
Yöntemler: Bu kesitsel çalışmada hastalar üç gruba ayrıldı. Her grup 120 katılımcı içerdi. Birinci grup, fiziksel ve ruhsal hastalığı olmayan 120 sağlıklı bireyden, ikinci grup kalp hastalığı olan 120 aktif sigara içicisinden ve üçüncü grup, Sri Ramaswamy Memorial Hastanesi’ne kardiyoloji kontrolü için başvuran, kalp hastalığı ve diyabeti olan 20-55 yaşlarındaki 120 aktif sigara içicisinden oluştu. Serum MMP-9, yüksek hassasiyetli C-reaktif protein (hs-CRP) ve apolipoprotein-E (APO-E) seviyeleri ELISA yöntemi kullanılarak analiz edildi ve lipit seviyeleri AU480 otomatik analizörü (Beckman Coulter) kullanılarak enzimatik olarak ölçüldü.
Bulgular: Sigara içmeyenlerle karşılaştırıldığında, çalışma ortalama serum MMP-9, hs-CRP ve APO-E düzeylerinin sigara içenlerde anlamlı olarak daha yüksek olduğunu gösterdi (p<0,001). MMP-9 ile hs-CRP, APO-E, sigara içme yükü ve sigara içme yoğunluğu arasında da güçlü bir ilişki bulundu.
Sonuçlar: Sigara içmek ile MMP-9 arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Dolaşımdaki enflamasyon belirteçlerine nispi maruziyet KKH patogenezinde potansiyel rol oynamaktadır.
Objective: Smoking causes cardiovascular risk, which may alter the stability between the production and degradation of the extracellular matrix. Matrix metalloproteinase-9 (MMP-9) is a zinc-containing endopeptidase that degrades the extracellular matrix and is involved in tissue remodelling and several physiological processes. As a result, smoking-induced elevated serum MMP-9 levels, particularly at a younger age, raise the risk of coronary heart disease (CHD). Thus, this study aimed to determine the possible relationship between smoking-induced circulating MMP-9 and the risk of cardiovascular disease in young smokers.
Methods: In this cross-sectional study, the patients were divided into three groups. Each group contains 120 study participants. Group one consisted of 120 healthy individuals with no physical and mental illness, group two consisted of 120 active smokers with a heart disease, and group three consisted of 120 active smokers with a heart disease and diabetes, who attended Sri Ramaswamy Memorial Hospital for cardiology checkup at the age of 20-55 years. The serum MMP-9, high-sensitivity C-reactive protein (hs-CRP), and apolipoprotein-E (APO-E) levels were analyzed using the ELISA method, and the lipid levels were measured enzymatically using AU480 automatic analyzer (Beckman Coulter).
Results: Compared with non-smokers, the study shows that the mean serum MMP-9, hs-CRP, and APO-E levels were significantly higher in smokers (p<0.001). A strong relationship was also found between MMP-9 and hs-CRP, APO-E, smoking load, and smoking intensity.
Conclusions: A significant association was found between cigarette smoking with MMP-9, and relative exposure to circulating inflammation markers plays a potential role in the pathogenesis of CHD.

4.Comparison of Biparametric and Multiparametric Prostate Magnetic Resonance Imaging in Predicting Oncologic Outcomes After Radical Prostatectomy
Ozgur EFILOGLU, Nesrin GUNDUZ, Ayberk IPLIKCI, Mahmut Bilal DOGAN, Mehmet Caglar CAKICI, Turgay TURAN, Asif YILDIRIM
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.78785  Pages 313 - 319
Amaç: Biparametrik prostat manyetik rezonans görüntüleme (bpMRG) ile multiparametrik prostat manyetik rezonans görüntülemenin (mpMRG) Prostat Görüntüleme Raporlama ve Veri Sistemi (PIRADS) skoru 3-4 olan hastalarda retropubik radikal prostatektomi (RRP) patolojik evresi ve biyokimyasal nüksü (BKN) öngörmedeki etkisini kıyaslamaktır.
Yöntemler: Preoperatif mpMRG çekildikten sonra RRP uygulanan ve düzenli takipleri yapılan toplam 107 hasta değerlendirildi. Grup 1 hem bpMRG hem de mpMRG’de PIRADS 3 olarak değerlendirilen 31 hastadan, grup 2 bpMRG’de PIRADS 3 ve mpMRG’de PIRADS 4 olarak değerlendirilen 31 hastadan oluşturuldu. Grup 3 ise kontrastsız çekimde PIRADS 4 skoru alan 45 hastadan oluşuyordu. Grup 1 ve 2 ile grup 2 ve 3 arasında karşılaştırmalar yapıldı.
Bulgular: Demografik veriler, preoperatif/postoperatif radyoloji ve patoloji bulguları açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Anlamlı olmasa da ekstraprostatik yayılım (EPY) pozitifliği ve BKN grup 2’de grup 1’e göre daha sıktı. BKN, patoloji raporunda seminal vezikül invazyonu pozitifliği ve yüksek patolojik evreyi öngören risk faktörlerini belirlemek için çok değişkenli regresyon analizi yapıldı. Grup 2 ve 3 karşılaştırıldığında, prostat spesifik antijen (PSA) ve PSA dansitesi anlamlı olmasa da grup 3’te daha yüksekti.
Sonuçlar: Çalışmamızda mpMRG yöntemi bpMRG yöntemiyle karşılaştırıldığında, RRP sonrası BKN’yi öngörmede ek bir katkı sağlamadı.
Objective: This study aimed to evaluate the difference in predicting the pathological stage of retropubic radical prostatectomy (RRP) and biochemical recurrence (BCR) in patients with Prostate Imaging Reporting and Data System (PIRADS) scores of 3 and 4 on biparametric prostate magnetic resonance imaging (bpMRI) compared to patients who upgraded from PIRADS 3 to PIRADS 4 based on the contrast-enhanced PIRADS version 2.1.
Methods: This study evaluated 107 patients who underwent RRP and had preoperative multiparametric prostate magnetic resonance imaging (mpMRI) and were followed regularly. Group 1 included 31 patients evaluated as PIRADS 3 in both bpMRI and mpMRI, group 2 included 31 patients evaluated as PIRADS 3 in bpMRI and PIRADS 4 in mpMRI, and group 3 included 45 patients evaluated as PIRADS 4 without contrast. Comparisons were made between groups 1 and 2 and between groups 2 and 3.
Results: No significant difference was found between the groups in terms of demographic data, preoperative or postoperative radiology, and pathology findings. Extraprostatic extension positivity and BCR were more common in group 2 compared to group 1 although not significant. Multivariate regression analysis was performed to determine the risk factors in predicting BCR, which revealed the positivity of seminal vesicle invasion and high pathological stage in the pathology report as significant factors. Prostate-specific antigen (PSA) and PSA density were higher in group 3 than in group 2, but without significance.
Conclusions: This study revealed that mpMRI did not contribute in predicting BCR after RRP compared to bpMRI.

5.The Clinical Importance of Optic Nerve Sheath Diameter in Patients with Traumatic Brain Injury: Preliminary Report
Burcu AVCI OZBALIK, Tugba BINGOL TANRIVERDI, Hafize Gulsah OZCAN, Melek GURA CELIK
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.42966  Pages 320 - 326
Amaç: Travmatik beyin hasarı (TBH) önemli bir sağlık sorunudur ve artmış mortalite ile ilişkilidir. Ciddi TBH’de prognozun öngörülmesi esastır. Optik sinir kılıfı çapının (ONSD) genişlemesi kafa içi basıncının artmasını gösterir ve kötü prognoz ile ilişkilidir. Bu çalışmada, ciddi TBH’li hastalarda ONSD’nin prognostik önemini değerlendirmeyi amaçladık.
Yöntemler: Bu çalışmaya ciddi TBH’li toplam 44 hasta geriye dönük olarak dahil edildi. Hastalar iki gruba ayrıldı: sağ kalanlar (n=17) ve ölenler (n=27). Tüm hastalar için temel karakteristik ve klinik veriler, başvuru sırasında Glasgow koma skalası (GKS) skoru, beyin bilgisayarlı tomografi (BT) tarama sonuçları, yaralanma şiddet skoru (ISS) ve Marshall skoru kaydedildi. ONSD göz küresinin 3 mm gerisinden, skleranın hemen altından ölçüldü.
Bulgular: İlk BT’deki ONSD, ölenlerde hayatta kalanlara kıyasla anlamlı derecede daha yüksekti (6,83±1,40’a karşı 6,40±1,36, p<0,05). Ek olarak, ISS ve Marshall skoru ölenlerde anlamlı derecede daha yüksek iken, GKS ise anlamlı olarak daha düşüktü. ONSD, Marshall skoru ile pozitif korelasyon gösterdi (r=0,332, p<0,05). Alıcı işletim karakteristik analizinde, ONSD’nin ≥6,61 olması mortaliteyi öngörmede %70,4 duyarlılığa ve %64,7 özgüllüğe sahip olduğu görüldü. ONSD’nin ≥6,61 olmasının hastane içi mortalite için 4,3 kat artmış riske sahip olduğu gösterildi (risk oranı: 4,35, %95 güven aralığı: 1,195-15,865, p<0,05).
Sonuçlar: İlk BT’de ONSD genişlemesi, şiddetli TBH’li hastalarda artmış mortalite ile ilişkili bulundu.
Objective: Traumatic brain injury (TBI) is a serious health problem that is related to an increased mortality. In cases of severe TBI, the prediction of prognosis is essential. The enlargement of the optic nerve sheath diameter (ONSD) shows an increased intracranial pressure and is associated with poor outcomes. In this study, we aimed to evaluate the prognostic value of ONSD in patients with severe TBI.
Methods: Forty-four patients with severe TBI were retrospectively enrolled in the study. The patients were divided into two groups: survivors (n=17) and non-survivors (n=27). Baseline characteristics, clinical data, Glasgow coma scale (GCS) on hospital admission, brain computed tomography (CT) results, injury severity score (ISS), and Marshall score were recorded for all patients. ONSD was calculated at 3 mm distance from the globe, immediately below the sclera.
Results: The ONSD on the initial CT was significantly higher in non-survivors compared with survivors (6.83±1.40 vs. 6.40±1.36, p<0.05). In addition, ISS and Marshall score were significantly higher, whereas GCS was significantly lower in non-survivors. ONSD was positively correlated with Marshall score (r=0.332, p<0.05). Receiver operating characteristics analysis demonstrated that ONSD ≥6.61 had a sensitivity of 70.4% and specificity of 64.7% for predicting mortality. It was shown that ONSD ≥6.61 had a 4.3-fold increased risk for in-hospital mortality (odds ratio: 4.35; 95% confidence interval: 1.195-15.865; p<0.05).
Conclusions: The enlargement of ONSD on initial CT was detected to be associated with increased in-hospital mortality in patients with severe TBI.

6.Searching for Biomarkers in Proliferative Diabetic Retinopathy: Amphiregulin and Progranulin
Burak BILGIN, Mete GULER, Hulya CICEK, Selma URFALIOGLU, Gokhan KOKUSARI, Bedia MARANGOZOGLU SAHIN
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.10270  Pages 327 - 331
Amaç: Diyabetik retinopati, diabetes mellitusun yaygın bir mikrovasküler komplikasyonudur. Hastalığın teşhisi ve sınıflandırılması, klinik fundus muayenesindeki gözle görülür değişikliklere dayanmaktadır. Ancak proliferatif diyabetik ve diyabetik olmayan retinopatili hastaların olası vitreus biyobelirteçlerin keşfedilmesi hem retinopatinin ayrımı hem de derecesi hakkında yol gösterici olabilir. Ayrıca kabul görecek biyomarkerler birer tedavi hedefi de olabilir. Amfiregülinin (AREG), epidermal büyüme faktörü reseptörlerini bağlayarak ve aktive ederek çoğu hücre tipinin çoğalmasını, yenilenmesini ve onarımını uyardığı bilinmektedir. Progranülin (PGRN), birçok fizyolojik ve patolojik süreçte karmaşık fonksiyonlara sahiptir. Bu çalışmada, proliferatif diyabetik retinopatili hastalarda vitreus AREG ve PGRN düzeylerinin raporlanması ve sonuçların diyabetik olmayan kişilerle karşılaştırılması amaçlandı.
Yöntemler: Bu çalışmaya 33 proliferatif diyabetik retinopatili hastanın 33 gözü ve 31 diyabetik olmayan bireyin 31 gözü dahil edildi. Pars plana vitrektomi ameliyatı sırasında cerrahi işlemden hemen önce tüm hastalardan vitreus örnekleri toplandı. Vitreus AREG ve PGRN seviyeleri ELISA yöntemi ile ölçüldü.
Bulgular: Ortalama AREG ve PGRN seviyeleri gruplarda benzerdi (sırasıyla p=0,427, p=0,459).
Sonuçlar: Vitreus AREG ve PGRN düzeylerinin proliferatif diyabetik retinopati ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığı gösterildi.
Objective: Diabetic retinopathy is a common diabetic microvascular problem. Its diagnosis and classification are based on visible changes in clinical fundus examination. However, the discovery of possible vitreous biomarkers in patients with proliferative and nonproliferative diabetic retinopathy may guide both the differentiation and degree of retinopathy. Biomarkers that will be accepted can be also a treatment target. Amphiregulin (AREG) promotes proliferative and regenerative activity and repairs most cell types by binding and activating epidermal growth factor receptors. Progranulin (PGRN) has complex functions in many physiological and pathological processes. Thus, this study aimed to report vitreous AREG and PGRN levels in patients with diabetes and proliferative retinopathy and compare the results with those without diabetes.
Methods: Thirty-three eyes of 33 patients with proliferative diabetic retinopathy and 31 eyes of 31 patients without diabetes were included in this study. Vitreous humor samples were collected from all patients at the time of pars plana vitrectomy surgery immediately before the surgical procedure. Vitreous AREG and PGRN values were determined by the ELISA method.
Results: The mean AREG and PGRN values were similar in the groups (p=0.427, p=0.459, respectively).
Conclusions: The results demonstrated that vitreous AREG and PGRN levels have no significant relationship with proliferative diabetic retinopathy.

7.Gastrointestinal System Involvement in Pediatric Patients with Acute SARS-CoV-2 Infection
Ozlem KALAYCIK SENGUL, Burcin BEKEN, Zehra OZTURK, Seyma OZPINAR, Gizem OZKAN, Gizem GUNGOR
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.79674  Pages 332 - 338
Amaç: Koronavirüs hastalığı-2019’da (COVİD-19) gastrointestinal semptomların prevalansı geniş bir değişkenlik içinde bildirilmiştir. Bu çalışmada, pediatrik COVİD-19’da gastrointestinal sistem (GİS) tutulumunun prevalansı ve hastalığın prognozuna etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntemler: Akut COVİD-19 olan 0-18 yaş arası çocuklar çalışmaya dahil edildi. Hastalar sistem tutulumlarına göre gruplandırıldı; izole solunum sistemi (SS), izole GİS ve her ikisinin kombinasyonu (SS+GİS). Bu gruplar demografik veriler, klinik özellikler, laboratuvar ve görüntüleme bulguları ve hastaneye yatış açısından karşılaştırıldı.
Bulgular: Toplam 223 çocuk hasta çalışmaya dahil edildi. On dokuzu asemptomatik, 12’si çocuklarda multisistem enflamatuvar sendrom tanısı aldı, 21’inde hastalık şiddetini etkileyebilecek kronik hastalıklar vardı ve 27’sinde SS veya GİS dışı semptomlar mevcuttu. Geriye kalan 144 hasta sistem tutulumuna göre sınıflandırıldı: 79’unda (%35,4) izole SS tutulumu, 14’ünde (%6,3) izole GİS tutulumu, 51’inde (%22,9) ise SS+GİS tutulumu birlikteydi. GİS grubunda olan hastaların SS grubundakilere göre daha genç olduğu görüldü (sırasıyla ortanca 30 ay ve 150 ay, p=0,006). Tamamı SS grubunda olan 3 hasta yoğun bakım ünitesinde takip edildi. SS grubundaki hastaların %21,5’inde ciddi kritik solunum semptomları varken SS+GİS grubunun %7,8’inde ciddi kritik solunum semptomları vardı (p=0,039).
Sonuçlar: COVİD-19 enfeksiyonu geçiren çocuklarda yaş azaldıkça GİS tutulumunun arttığı görüldü. GİS tutulumunun olması solunum semptomlarının şiddetini ve yoğun bakıma yatışını azalttığı tespit edildi. Yaştan bağımsız olarak da GİS tutulumunun daha hafif seyirli bir hastalık ile ilişkili olduğu görüldü.
Objective: The prevalence of gastrointestinal symptoms in coronavirus disease-2019 (COVID-19) has been reported widely. In this study, the prevalence of gastrointestinal system (GIS) involvement in pediatric COVID-19 and its effect on prognosis were investigated.
Methods: Children (aged 0-18 years) with acute COVID-19 were included in the study. The patients were grouped according to system involvement: isolated respiratory system (RS), isolated GIS, and combination of both (RS+GIS). These groups were compared in terms of demographic data, clinical characteristics, laboratory and imaging findings, and hospitalization.
Results: A total of 223 pediatric patients were included in the study. Of these patients, 19 were asymptomatic, 12 were diagnosed with a multisystem inflammatory syndrome in children, 21 had chronic disorders that may affect disease severity, and 27 had symptoms not related to RS or GIS. The remaining 144 patients were classified according to system involvement: 79 (35.4%), 14 (6.3%), and 51 (22.9%) had isolated RS, isolated GIS, and RS+GIS involvement, respectively. The GIS group was much younger than the RS group (median, 30 and 150 months, respectively, p=0.006). Three patients from the RS group were followed in the intensive care unit (ICU). Moreover, 17 (21.5%) and 4 (7.8%) patients from the RS group had severe-critical respiratory symptoms, in the RS+GIS group had severe-critical respiratory symptoms (p=0.039).
Conclusions: Our study showed that GIS involvement in children with COVID-19 is more prevalent than RS involvement in the younger age group. Respiratory symptom severity and ICU admission also decreased with accompanying GIS involvement. GIS involvement

CASE REPORTS
8.Sinonasal Lobular Capillary Hemangioma After Continuous Self-tests for COVID-19: A Case Report and Review of the Literature
Athanasios Luca FOUNTARLIS, Vasileios LACHANAS, Konstantina ZACHAROULI, Jiannis HAJIIOANNOU, Nikos KALOGRITSAS, Charalampos SKOULAKIS
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.00533  Pages 339 - 345
Sinonazal lobüler kapiller hemanjiyomlar (LCH), genellikle nazal septumdan kaynaklanan, nadir görülen iyi huylu vasküler lezyonlardır. Nazofaringeal, nazal orta konka ve anterior nazal sürüntü, koronairüs hastalığı-2019 (COVİD-19) için tercih edilen tarama yöntemidir. Burada, anterior nazal sürüntü ile COVİD-19 için sürekli kendi kendini test eden bir çocukta sinonazal LCH olgusunu sunuyoruz. Çocuk, nazal septumun ön kısmında endoskopik olarak çıkarılan, iyi tanımlanmış kırmızı bir kitle ile başvurdu. Histopatoloji sonucu LCH olarak raporlandı. Bu çalışma, anterior nazal swabın kullanımıyla epistaksi dışındaki bir komplikasyona ilişkin ilk rapordur. Literatür taraması sonucunda, COVİD-19 taramasının komplikasyonlarını bildiren 32 çalışma belirlendi. Beyin omurilik sıvısı sızıntıları ve yabancı cisim retansiyonu bunlardan en yaygın olanlarıdır. Uygun bir örnek toplama tekniği ve risk faktörlerini vurgulayarak hızlı bir hasta öyküsü, COVİD-19 taramasından kaynaklanan komplikasyonları önlemek için en iyi uygulamalardır.
Sinonasal lobular capillary hemangiomas (LCH) are rare benign vascular lesions commonly arising from the nasal septum. Nasopharyngeal, nasal mid-turbinate, and anterior nasal swabbing is the preferred method of screening for coronavirus disease-2019 (COVID-19). Herein, we present a case of a sinonasal LCH in a child after continuous self-tests for COVID-19, with an anterior nasal swab. The child presented with a well-defined red mass in the anterior part of the nasal septum, which was removed endoscopically. Histopathology revealed a LCH. This is the first report of a complication other than epistaxis with the use of an anterior nasal swab. Our literature review identified 32 studies reporting complications of COVID-19 screening. Cerebrospinal fluid leaks and foreign body retention are the most common ones. A proper specimen collection technique and a quick patient history with an emphasis on risk factors are the best practices to prevent complications from COVID-19 screening.

9.Variations in Superficial Palmar Arch: Case Series with Clinico-anatomical Perspective
Dibakar BORTHAKUR, Rajesh KUMAR, Seema SINGH
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.82598  Pages 346 - 351
Yüzeysel palmar ark (SPA), esas olarak ulnar arterin yüzeyel dalı ile radial arterin yüzeysel dallarından birinin oluşturduğu önemli bir anastomoz ağıdır. Kadavra örneklerinde 20 elden üçünde SPA varyasyonları gözlendi. İki tek taraflı inkomplet SPA olgusu ve üçüncü bir tek taraflı ulnardan medyana komplet SPA olgusu bulundu. İnkomplet SPA fleksör digitorum tendonlarının yüzeyelinde ve palmar aponevrozun derininde yerleşmiş bulundu. On yedi elin geri kalanındaki SPA anatomik olarak normaldi ve büyük katkı ulnar arterin yüzeysel palmar dalından ve küçük katkı radial arterin yüzeysel palmar dalından geliyordu. Bu varyasyonlar, arteriyel kan örneklemesi, kardiyak kateterizasyon ve hemodiyaliz gibi prosedürler sırasında klinik olarak önemlidir. Bu bölgedeki anatomik değişkenlikler işlem öncesi tespit edilmezse damar tıkanıklığı ile komplikasyonlara neden olabilir.
The superficial palmar arch (SPA) is an important anastomotic network primarily formed by the superficial branch of the ulnar artery with one of the superficial branches of the radial artery. SPA variations were observed in three out of 20 cadaveric hand specimens. Two cases of unilateral incomplete SPA and the third case of a unilateral ulnar-to-median complete SPA were recorded. The incomplete SPA was located superficial to the flexor digitorum tendons and deep to the palmar aponeurosis. SPA in the remaining 17 hands was anatomically normal, with major contributions from the superficial palmar branch of the ulnar artery and minor contributions from the superficial palmar branch of the radial artery. These variations are clinically important, especially during procedures like arterial blood sampling, cardiac catheterization, and hemodialysis. Thus, anatomical variabilities in this region may cause complications with vascular occlusion if not ascertained before the procedure.

LETTERS TO THE EDITOR
10.Microcystic Elongated and Fragmented Pattern Invasion in Endometrial Cancer: Possible Prognostic Value to Precise and Individualized Therapeutic Strategies
Christos IAVAZZO, Alexandros FOTIOU, Ioannis D GKEGKES, Nikolaos VRACHNIS
doi: 10.4274/MMJ.galenos.2022.39024  Pages 352 - 353
Abstract | Full Text PDF

INDEX
11.2022 Referee Index

Pages E1 - E2
Abstract | Full Text PDF

12.2022 Author Index

Pages E3 - E4
Abstract | Full Text PDF

13.2022 Subject Index

Pages E5 - E7
Abstract | Full Text PDF




 

  © 2021 MEDJ