Home | Contact
     ISSN 2149-2042
     e-ISSN 2149-4606
 
 
 
Volume : 35 Issue : 4 Year : 2020



Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print




Index














Membership




Applications



 
Medeniyet Med J: 28 (3)
Volume: 28  Issue: 3 - 2013
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL RESEARCH
1.Results of intensive care treatment in cases with pregnancy induced hypertension
Hikmet Koçer, M. Üner Karacaoğlu, Tolga Karacan, Dilek Sağlam, Hüseyin Dayan, M. Murat Naki
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.107  Pages 107 - 109
GİRİŞ ve AMAÇ: Gebeliğin indüklediği hipertansiyon sorunu (preeklampsi, eklampsi, HELLP sendromu) maternal morbidite ve mortalitenin önemli nedenlerinden biridir. Görülme sıklığı % 7-10 aralığındadır. Bu çalışma ile kliniğimizde yoğun bakım sürecine kadar giden olguları inceledik.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bağcılar EAH Kadın hastalıkları ve doğum kliniğine 1 Ocak 2011-31 Aralık 2011 tarihleri arasında başvuran doğum olguları içinde preeklampsi, eklampsi ve/ veya HELLP sendromu tanısıyla yoğun bakıma nakledilen olgular (7 olgu) retrospektif olarak incelendi. Olguların demografik özellikleri, gebelik haftaları, doğum şekli, anestezi tipi, yoğun bakım kalış süreleri, komplikasyonları ve mortaliteleri değerlendirildi.
BULGULAR: Bu periyotta kliniğimizde 3996 doğum gerçekleştirilmiş olup, bunların 2497’si normal doğumdur (% 62,5), 1499 tanesi sezaryendir (% 37,5). Yoğun bakıma nakledilen 7 olgunun tamamı sezaryen ile doğurtulmuştur. Bu olguların gebelik haftası ortalaması 35 hafta +/- 5 haftadır. Yoğun bakımda ortalama kalış süresi 10.7 gündür. Maternal morbidite olarak akut böbrek yetmezliği 2 olguda (% 28,5), dissemine intravasküler koagülasyon (DIC) 2 olguda (% 28,5), akciğer ödemi 3 olguda (% 42.8), asit 3 olguda (% 42.8), akut respiratuar distress (ARDS) 2 olguda (% 28,5), intraserebral hemoraji 1 olguda (% 14.3) görülmüştür. Maternal mortalite 1 olguda (% 14.3) intraserebral hemoraji nedeniyle kafaiçi basınç artışı sonrası görülmüştür.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gebelikle indüklenen hipertansiyonda kesin tedavi doğumun gerçekleştirilmesidir, amaç annede gelişebilecek intraserebral hemoraji, akut tübüler ve kortikal nekroz, retina dekolmanı, karaciğerde subkapsüler hematom ve rüptür, akciğer ödemi, kalp yetmezliği, dissemine intravasküler koagülopati gibi komplikasyonları önlemektir. Antenatal takipler sırasında bu olguların erken dönemde tespit edilip tedavilerinin düzenlenmesiyle yoğun bakım gereksinimleri azaltılabilir
INTRODUCTION: Pregnancy induced hypertension (preeclampsia, eclampsia, HELLP syndrome) is the most common reason of maternal morbidity and mortality. Its incidence is 7-10. percent. In this study, we analyzed the cases who were transferred to the intensive care unit.
METHODS: This was a retrospective study. Seven pregnant women with preeclampsia, eclampsia, HELLP syndrome who refered to Bağcılar Training and Research Hospital obstetrics and gyecology clinic between January 1 and December 31 2011 were analyzed. Demographic features, gestational age, mode of deliveries, types of anesthesia, duration of stay in the intensive care unit complications, mortalities were analyzed.
RESULTS: During this period, in our clinic 3996 deliveries were performed. 2947 of them (% 62,5) were normal vaginal births and 1499 of them (% 37.5) were cesarean births. All of 7cases who transported to the intensive care unit were delivered by cesarean section. Mean gestational age was 35 weeks +/- 5 weeks. The mean duration at intensive care unit was 10,7 days. Maternal morbidities included acute renal failure (28.5 %, 2/7), disseminated intravascular coagulation DIC (n=3; 42.8 %) pulmonary edema (n=3; 28.6 %), ascites ((n=3; 42.8 %), acute respiratory distress (ARDS) (n=2; 28.5 %), and intracerebral hemorrhage (n=1; 14.3 %). In only 1 case (14.3 %) maternal mortality occured because of intracerebral hemorrhage.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In pregnancy induced hypertension, definitive treatment is the realization of delivery The aim is to protect mother from potential intracerebral hemorrhage, acute tubular and cortical necrosis, retinal detachment, subcapsular hematoma of liver, pulmonary edema, heart failure, DIC. During antenatal care, if cases with gestational hypertension are recognized in the early stage, then, the need for intensive care reduce.

2.Cranial CT findings in patients diagnosed as cerebral venous sinus thrombosis
Emine Okur, Alper Hayırlıoğlu, Bülent Taşel
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.110  Pages 110 - 119
GİRİŞ ve AMAÇ: SVST tanısında BT incelemenin yerini tartışmak ve BT bulgularını değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Manyetik rezonans venografi (MRV) ile serebral venöz sinüs trombüs tanısı konulan 27 hastanın retrospektif (geriye dönük) olarak kontrastsız kraniyal BT tetkikleri değerlendirildi. Çalışmaya alınan 27 olgunun yaşları, cinsiyetleri, klinik bulguları, etiyolojileri sorgulandı.
BULGULAR: Toplam 27 olgunun 16’sı (% 59.2) kadın, 11’i (% 40.8) erkekti. Yirmi üç olguda (% 85) baş ağrısı mevcut olup, en sık görülen semptom olarak değerlendirildi. Olguların 12’sinde (% 44) hemiparezi veya hemianopsi, 9’unda (% 33) statüs epileptikus, 9’unda (% 33) papil ödem, 5’inde (% 18.5) bilinç etkilenmesi mevcuttu. Hastaların 18’inde (% 66.6) etyoloji mevcutken, 9’unda (% 33.3) bilinen bir etiyoloji mevcut değildi. Yirmi yedi hastada 38 adet serebral sinüs trombozu tespit edildi. Bu 38 serebral sinüsün 13 tanesi (% 34) süperior sagital sinüste, 17 tanesi (% 45) transvers sinüste, 6 tanesi (% 16) sigmoid sinüste, 2 tanesi (% 5) kavernöz sinüste yerleşimlidir. Olguların 8’inde (% 29.6) birden fazla serebral sinüste trombüs izlendi. Yirmi yedi hastanın 8 tanesinde (% 30) kontrastsız kranial BT incelemesinde bulgu saptanmamış olup BT incelemeleri normal olarak değerlendirildi. On dokuz olguda (% 70) parankimal değişiklikler (indirekt bulgu) ve tromboze sinüslerdeki dansite değişiklikleri (direkt bulgu) izlenmiştir. Birden fazla sinüste oklüzyon olan olguların % 100’ünde BT incelemede bulgu saptanmıştır. Bulguların % 57.8’i indirekt bulgular olarak değerlendirildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: BT inceleme, SVST tanısında ilk tercih edilen yöntem olmakla birlikte, BT incelemenin SVST tanısında duyarlılığı düşük bulunmuş olup, ek görüntüleme yöntemlerine gereksinim duyulmaktadır. BT incelemede en sık bulgu parankime ait değişiklikler olup, olguların yalnızca % 40.7’sinde saptanmıştır.
INTRODUCTION: The purpose of this study is to discuss the place of CT in the diagnosis of CVST, and evaluate relevant CT findings.
METHODS: Nonenhanced cranial CT scans of 27 patients with the diagnosis of cerebral venous sinus thrombosis established by MR venography (MRV) was evaluated, retrospectively. Age, gender, clinical findings, etiology of 27 patients were interrogated.
RESULTS: Total of 27 cases consisted of 16 females and 11 males. 23 of them had headache which was-evaluated as the most frequently seen symptom. 12 (44 %) cases had hemiparesia or hemianopsy, 9 (33 %) of them had status epilepticus, 9 (33 %) of them had papiloedema, 5 of them had mental disorder In 18 (66.6 %) of the patients had an etiologic factor, while on the other hand 9 (33.3 %) of them did not have any known etiology. 38 incidents of cerebral sinus thrombosis were found in 27 patients. The locations of 38 cerebral sinuses were as follows: superior sagittal sinus (-n=13); transverse sinus. (-n=17) sigmoid sinus (n=6); cavernous sinus (n=2). In 8 % of the patients thrombosis was observed in more than one cerebral sinuses. Nonenhanced cranial CT of 8 of 27 patient did not demonstrate any evidence of venous sinus thrombosis and CT investigations wwere evaluated as normal. Parenchymal changes -(indirect finding) and density changes (direct finding) in thrombotic sinuses were observed in 19 patients. During CT investigation evidences were found 100 % of the patients which had occlusions in more than one sinuses. 57,8 % of the evindences was evaluated as indirect evidences.
DISCUSSION AND CONCLUSION: CT investigations are the preferred first choice for the establishment of CVST diagnosis in addition to this it has been observed that CT investigations (methods) have lower diagnostic sensitivities for CVST and additional imaging methods are required. In CT investigation parenchymal changes are the most frequent findings in 40,7 % of cases.

3.Assessing the effectiveness of orientation training programme of residents
Derya Yücel, Semrin Timlioğlu, Zuhal Aydan Sağlam
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.120  Pages 120 - 124
GİRİŞ ve AMAÇ: Oryantasyon eğitimleri kuruma yeni başlayan personelin hem kendi performansını hem de kurumun performans ve verimliliğini arttırması açısından oldukça önemlidir. Sağlık kurumlarında kurumsallaşma yolunda personelin, oryantasyon eğitimine tabi tutulması şarttır. Kurumun hedef ve politikalarının belirlenmesinde ve kaliteli hizmet sunumunda personelin katılımını sağlamak motivasyonunu arttırmak, kurum ve bireyin beklentilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amaçlı bu eğitimler yapılmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde oryantasyon eğitimleri 2008 yılına kadar bütün personele genel oryantasyon eğitimi adı altında paket eğitim olarak verilmekteydi. Bu tarihten sonra eğitimin etkinliğini arttırmak için oryantasyon eğitimleri, hemşire ve diğer sağlık personeline genel oryantasyon eğitimi, asistan hekimlere asistan oryantasyon eğitimi ve hasta danışmanları için ise hasta danışmanı oryantasyon eğitimi olarak üç gurupta düzenlenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada 2010 yılında gerçekleştirilen asistan oryantasyon eğitimi kapsama alınmıştır. Eğitimler hastanemiz tarafından oluşturulan asistan oryantasyon eğitici ekip tarafından gerçekleştirilmiştir. Eğitimlerde kurum tanıtıcı yayınlar ve oryantasyon kitabı kullanılmış, Eğitim planı çerçevesinde hazırlan eğitimlerin etkinliği anketler ve sınav ile ölçülmüştür. Ayrıca sahadaki eğitimin etkinliği de klinik şeflerine yapılan anketle değerlendirilmiştir.
BULGULAR: 2010 yılında asistan oryantasyon programı 92 asistan oryantasyon eğitime alındı. Eğitimler toplam 25 saat 5 tam gün olarak verildi. Her oryantasyon eğitimi sonrasında eğitim etkinliği sınav ve anketlerle değerlendirildi. Birinci grupta eğitim başarısı %86, ikinci grup başarı oranı% 75.4 ve üçüncü grup başarı oranı % 82 olarak bulundu. Eğitim sonrası yapılan anketler ile eğitim konu başlıklarının her biri ayrı olarak değerlendirildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak 2010 yılında asistan oryantasyon planımız başarı ile gerçekleştirildi. % 81 oranında katılımcılar tarafından eğitim programı yararlı ve etkin bulundu. Asistan oryantasyon eğitimleri, eğitim etkinliği açısında başarılı olmasının yanında asistanların kuruma ve işe uyum sağlayıp sağlamadığı, kurum için belirlenen sürede hedeflenen performans değerlerine ulaşıp ulaşmadığının gözlemi klinik şeflerinin görüşleri ve geri bildirimleri doğrultusunda denetlenmektedir. Oryantasyon eğitimi planlanırken yeni başlayanlara gruplar halinde oryantasyon eğitimi verilmesi, grubun homojen olması, eğitim durumlarının, iş tecrübelerinin göz önünde bulundurulması eğitimlerin daha başarılı olduğunu göstermiştir.
INTRODUCTION: Orientation training plays a vital role for new personnel with the aim to increase their own and the institution’s performance and efficiency. It is inevitable for the personnel working at institutionally developing medical institutions to get orientation training. These training activities are held to obtain the utmost participation of the staff, to increase their motivation and to improve understanding of institutional and individual expectations in determining institutional targets, policies and quality service presentation.
METHODS: In Istanbul Goztepe Education and Research Hospital, orientation trainings had been given to all staff as a package training programme under the heading of General Orientation Training Programme until 2008, Whereas after this date, to achieve a better degree of training, this education is being given in three groups which are General Orientation Training, Assistant (residents) Orientation Training and Orientation Training of Patient Consultants. This study covers Assistant Orientation Training Programme which was held in 2010. Training activities had been carried out by assistant orientation training team. Institutional presentation publications and orientation books were used. The effectiveness was measured by surveys and quizes. It was also assessed through a questionnaire survey held on the senior doctors in charge.
RESULTS: 92 residents were enrolled in the orientation programme in 2010. It was given for 5 hours a day for five days.. The effectiveness of the programme was evaluated by questionnaires and exams. Overall success rate was 86 % in the first group, 75.4 % in the second group and 82 % in the third one. Each topic was evaluated aspirately by posttraining questionnaire surveys.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our Assistant Orientation Programme we implemented in 2010 in Göztepe Training and Research Hospital was successfully achieved, and 81 % of the participants found it beneficial, and effective. Apart from the success of the assistant orientation ttaining as for its effectiveness, adaptation of the participants to the institutional work were analyzed through opinions and feedbacks from their clinic chiefs according to achievement of level of performance within the predetermined time. It is obvious that in the planning of the training for the new beginners, organizing the study groups homogenously according to the admittance time, educational level and professional experience leads to a better degree of orientation training.

4.Systemic inflammatory response in the open or laparoscopic cholecystectomy
Yahya Çelik, Oktay Yener, Turgut Tunç Eren, Ahmet Yılmaz, Mustafa Demir, Ender Anılır, Rafet Yiğitbaş
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.125  Pages 125 - 131
GİRİŞ ve AMAÇ: Safra kesesi taşı hastalığı nedeniyle açık veya laparoskopik kolesistektomi yapılan hastalarda gelişen sistemik immün cevabı değerlendirmek.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Elektif operasyon uygulanan 20 açık, 24 laparoskopik olmak üzere toplam 44 kolesistektomi hastası çalışmaya alınmıştır. Travmaya sekonder ortaya çıkan inflamatuvar yanıtta primer rolü IL-1, IL-6, IL-8 ve TNF alfa kan düzeylerine bakılmıştır.
BULGULAR: Laparoskopik teknik uygulanan olguların preop ve postop IL-1β ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,317). IL-6 ortalamalarının preop ve postop farkı istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,000). IL-8 ortalamalarının ise preop ve postop farkları istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,145). Konvansiyonel teknik uygulanan olguların preop ve postop IL 1β ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,896). IL-6 ortalamalarının preop ve postop farkı istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,000). Ortalamalar incelendiğinde konvansiyonel teknik uygulanan olguların postop IL-6 ortalaması preop IL-6 ortalamasına göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur IL-8 ortalamalarının ise preop ve postop farkları istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,881).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Cerrahi sonrası akut faz yanıtı kısmen travmaya olan inflamatuar reaksiyona bağlıdır. Konvansiyel teknik uygulanan hastaların preop-postop IL-6 değişimleri, laparoskopik teknik uygulanan hastalara göre daha fazladır. Bu bulgular ışığında immün sistem aktivasyonuna bağlı akut faz yanıtının laparoskopik kolesistektomiden sonra açık cerrahiye oranla daha düşük olduğu dolayısıyla laparoskopik kolesistektominin daha az travmatik bir girişim olduğu ve bunun açık kolesistektomiye karşı önemli bir avantaj teşkil ettiği sonucuna varılmaktadır.
INTRODUCTION: To evaluate the systemic immune response developed in patients who underwent laparoscopic or conventional open cholecystectomy with the indication of cholelithiasis.
METHODS: A total of 44 cholecystectomized patients; (laparoscopic procedure, n=24; open surgery n=20) were included in this study. Blood levels of IL-1, IL-6, IL-8 and TNF alfa which have the major role in the inflammatory response due to trauma were examined in this study.
RESULTS: There were no significant differences between the preop and postop mean IL-1β levels of the patients operated by the laparoscopic technique (p=0.317). The differences between the preop and postop mean IL-6 levels were statistically significant (p=0,000). However the differences were not statistically significant between the preop and postop mean IL-8 levels (p=0.145). Also there were no significant differences between the preop and postop mean IL-1β levels in the cases who were operated by the conventional technique (p=0.896). The differences between the preop and postop mean IL-6 levels were statistically significant (p=0.000). When the mean IL-6 levels were evaluated, postop mean IL-6 levels were statistically significantly higher than those of the preop levels in the conventional cholecystectomy group. However the differences were not statistically significant between the preop and postop mean IL-8 levels (p=0.881).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Acute phase response after the surgery partially depends on inflammatory reaction to trauma. The difference between the preop and postop IL-6 values was obviously -higher in cases who underwent conventional open cholecystectomies when compared with the laparoscopy group. This study showed that acute phase response which is induced by the immune system activation is lower in the laparoscopic procedure compared with the open surgery. Also it has been shown that the laparoscopic cholecystectomy is a less traumatic, and more advantageous procedure relative to the open cholecystectomy.

5.The relationship between types of concha bullosa and sinonasal pathologies
Turhan San, Barış Erdoğan, Bülent Taşel
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.132  Pages 132 - 135
GİRİŞ ve AMAÇ: Konka bülloza tipleri ile sinonazal patolojiler arasındaki ilişkiyi saptamak.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif olarak konka bülloza saptanan 75 hastanın koronal planda bilgisayarlı tomografileri (BT) incelendi. Orta konkanın havalanmasının lokalizasyonuna göre konka büllozalar (KB); lameller, bülböz ve ekstensif olarak sınıflandırıldı. Her bir konka bülloza tipi ile sinüs hastalığı ve septum deviasyonu arasında ilişki olup olmadığı araştırıldı.
BULGULAR: Her bir KB tipiyle beraber en sık görülen sinonazal patoloji 68 hasta ile (% 90.6) SD idi. Sinüs tutulumu 51 hastada (% 68) görüldü. En sık maksiller sinüs (% 62.6) ve etmoid sinüs (% 20) tutulumu saptandı. KB tipleri arasında SD ve sinüs patolojisi görülme sıklığı benzer şekilde bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: KB tiplerine göre sınıflandırılan hastalarda sinonazal patoloji görülme sıklığı ve dağılımı açısından belirgin bir farklılık görülmedi.
INTRODUCTION: To determine the possible relationship between sinonasal pathologies and types of concha bullosa.
METHODS: Computed CT scans of 75 patients with concha bullosa were analyzed retrospectively. The bullous middle turbinates were classified as lamellar, bulbous, and extensive according to the localization of aeration of middle conchas. The association (if any) between each type of concha bullosa, sinus pathology and nasal septum deviation were investigated in each group.
RESULTS: The most common sinonasal pathology associated with CB was SD (68 patients, 90.6 %). Sinus involvement was seen in 51 (68 %). patients Maxillary sinus was the most commonly involved sinus (62.6 %), followed by the ethmoid sinuses (20 %). Among the CB types, the incidence of SD and sinus pathologies was found to be similar.
DISCUSSION AND CONCLUSION: No significant differences between incidence and distribution of sinonasal pathologies were observed in patients who were classified according to the types of their CB.

6.Antihypertensive therapy-induced pancreatitis
Ahmet Engin Atay, Elif Yorulmaz, Emel Gökmen, Bennur Esen Güllü, Dede Şit
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.136  Pages 136 - 140
GİRİŞ ve AMAÇ: Akut pankreatit (AP), karın ağrısı ve serumda pankreas enzimlerinin artışı ile karakterize ani başlayan bir pankreas inflamasyonudur. AP’in en sık nedeni safra kesesi taşları ve alkol kullanımıdır. İlaçlar AP’in yaygın olmayan ve önemli nedenleri arasındadır. Bu çalışmada AP tanısı ile yatan hastalarımızda antihipertansif ilaç kullanım sıklığını tespit etmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya iç hastalıkları kliniğinde AP teşhisi ile yatırılan 39 erkek, 28 kadın, ortalama yaş (52.88±19.06) 67 hasta alındı. Hastaların demografik ve laboratuvar değerleri kaydedildi. AP şiddeti klinik olarak Ranson kriterlerine ve radyolojik olarak Balthazar kriterlerine göre değerlendirildi.
BULGULAR: AP’li olguların % 10.4’ü antihipertansif ilaç kullanımına sekonder olarak değerlendirildi. Antihipertansif ilaç kullanımına bağlı AP gelişen hastaların Ranson kriterleri, yatış gün süreleri ve Balthazar skorları diğer nedenlere bağlı AP’ler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p>0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda AP’li hastalarda antihipertansif ilaç kullanım sıklığının literatürde belirtilen oranlardan daha fazla olduğu görüldü. Bunun nedeni safra kesesi taşına bağlı AP olgularının genel cerrahi servislerinde takip edilmeleri ve hastalarımızda kronik hastalık sıklığının fazla olmasına bağlı olabilir. Antihipertansif ilaç kullanan hastalar AP açısından yakından izlenmelidir.
INTRODUCTION: Akut pancreatitis (AP) is a sudden-onset inflammation of pancreatic tissue characterized by abdominal pain and increased pancreatic enzymes in serum. Cholelithiasis and alcohol intake are the most common etiologic factors of AP. Drug use is a rare cause of AP. Our aim is to determine the frequency of antihypertensive medication induced AP.
METHODS: Sixty seven patients (39 males, and 28 females) were enrolled into the study. The mean age was 52.88±19.06 years. Demographic and laboratory data of the patients were recorded. Clinical and radiological staging were performed according to criteria proposed by Ranson and Balthazar.
RESULTS: The frequency of antihypertensive therapy-induced AP was 10.4 %. There was no significant difference between antihypertensive therapy-induced AP and AP due to other etiologic factors in terms of Ranson criteria, duration of hospitalization and Balthazar scores (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: We observed higher frequency of antihypertensive therapy-induced AP when compared to previous reports. This might be attributed to the fact that cholelithiasis-induced AP cases were followed up in the Department of General Surgery and higher frequency of comorbid chronic diseases in our patients. Patients receiving antihypertensives should closely followed up in terms of drug related AP.

CASE REPORTS
7.Two tuberculosis cases with mass lesion appearance
Özlem Abakay, Hadice Selimoğlu Şen, Fatih Meteroğlu, Abdullah Çetin Tanrıkulu, Abdurrahman Abakay
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.141  Pages 141 - 143
Tüberküloz radyolojik olarak bazı tümöral, inflamatuvar ve sistemik hastalıklara benzer bulgular vererek tanı güçlüklerine yol açabilir. Kitle lezyonu nedeniyle araştırılan iki akciğer tüberkülozlu sunuldu.
Olgu 1: 72 yaşında erkek hastanın akciğer tomografisinde sol akciğer apikoposterior segmentte düzensiz konturlu 5 cm çapında solid kitle lezyonu saptandı. Bu arada balgamda ARB yaymaları (++) gelmesi üzerine tüberküloz tanısı konuldu.
Olgu 2: 53 yaşında erkek hastanın akciğer tomografisinde saptanan solid lezyon için yapılan bronkoskopide endobronşiyal lezyon saptanmadı. Hastanın torax tomografisindeki mediastinal lenf nodu için mediastinoskopik biyopsi nekrotizan granülomatöz lezyon saptandı.
Diyabetlilerde ve yaşlılarda akciğer tüberkülozu atipik radyolojik bulgularla seyredebilir. Bu tür hastalarda tüberküloza ön tanılarımız arasında yer almasının yararlı olabileceğini düşündük.
Tuberculosis, can lead to difficulties in diagnosis because of radiologic findings similar to some tumoral, inflammatory, and systemic diseases. Two cases with pulmonary tuberculosis that was investigated as a mass lesion, were presented.
Case 1: Pulmonary computed tomograms of a 72-year-old male patient showed irregular solid mass 5 cm in diameter in the apicoposterior segment of his left lung. The sputum smear was AFB (++) and the patient was diagnosed as tuberculosis.
Case 2: A solid lesion was revealed with chest computed tomography in a 53-year-old male patient. Endobronchial lesion was not found in bronchoscopy. The patient’s thorax computed tomography showed mediastinal lymph nodes. Mediastinoscopic biopsy revealed a necrotizing granulomatous lesion.
Pulmonary tuberculosis may progress with atypical radiologic findings in people with diabetes and the elderly. We have thought that inclusion of tuberculosis among our initial diagnoses may be useful in these patients.

8.Adnexal torsion in a first-trimester pregnant patient without any predisposing factor: A case report
Erhan Karaalp, Neşe Yücel, Ali Fuat Demirci, Esra Aydın, Erdem Başkent
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.144  Pages 144 - 146
genellikle daha önce tanı almış kist ya da tümörü oan overlerde meydana gelir. Normal bir overin ilerleyen gebelikte torsiyone olması nadirdir.
Olgu Sunumu: Burada, herhangi bir predispozan faktörü olmayan 9 haftalık bir gebede adneksiyal torsiyon olgusunu sunduk. Hasta acil bölümümüze orta şiddetli pelvik ağrı ve bulantı şikayeti ile başvurdu. Klinik ve ultrasonografik bulguların kötüleşmesi sebebiyle sağ salpingo-ooferektomi yapıldı.
Sonuç: Her ne kadar nadir görülse de, adneksiyal torsiyon pelvik ağrı ile başvuran gebelerde ayırıcı tanı olarak akılda tutulmalıdır.
Introduction: Adnexal torsion is rarely seen during pregnancy. Torsion usually occurs in ovaries with previously diagnosed cysts and tumors. It is rare for a previously normal ovary to undergo torsion in advanced gestation.
Case presentation: Here, we report a case of adnexal torsion during the 9th week of pregnancy without any predisposing factors. The patient was admitted to emergency department with moderate lower abdominal pain and nausea. With the worsening of clinical and ultrasonographic signs a right salpingo-ooforectomy was performed.
Conclusion: Adnexal torsion, though rare, should be kept in mind in the differential diagnosis of lower abdominal pain in advanced gestation.

9.Giant submucosal lipoma located in the transverse colon and relevant literature survey
Gökhan Şenyürek, S. Savaş Yürüker, Bülent Koca, İlhan Karabıçak, Necati Özen
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.147  Pages 147 - 149
Lipomlar kolonda çok nadir görülmekle birlikte, kolonun ikinci sıklıkta karşılaşılan benign tümörleridir. Neden oldukları semptomlar, yerleşim yerleri ve yapısal özelikleri nedeniyle çok sık olarak kolon maligniteleri ile karışırlar. Bu benzerlik zaman zaman gereksiz ölçüde geniş cerrahi tedavi uygulamalarına zemin hazırlar. Amacımız kliniğimizde tanı koyduğumuz ve tedavi ettiğimiz olgumuz eşliğinde kolon lipomlarının karakteristik özelliklerini ortaya koymak, tanı ve tedavi seçeneklerini literatür eşliğinde irdelemektir.
Lipomas are very uncommon in the colon however the second most commonly encountered benign tumors of the colon. The symptoms they cause, because of of their locations and structural features, they are very often mixed with malignancies of the colon. This similarity sometimes predisposes to unnecessary applications, of invasive surgical treatments. Our aim is reveal characteristic features of colonic lipomas which we diagnosed, and treated in our clinic and analyze diagnostic tools, and treatment modalities in the light of the literature.

10.Spontaneous heterotopic pregnancy presenting with acute abdomen
Şadıman Kıykaç Altınbaş, Tuğba Zengin, Kübra Zengin, Volkan Kurtaran, Orhan Gelişen
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.150  Pages 150 - 152
Spontan heterotopik gebelik ender karşılaşılan bir durumdur. Olgu, 8 hafta 2 günlük intrauterin tek canlı gebeliği olan şiddetlli kasık ağrısı yakınması ile acil servise başvuran bir hastaydı. Yapılan ultrasonografide sol rüptüre tubal gebeliğin de tespiti üzerine hastaya laparoskopik sol salpenjektomi yapıldı. Postoperatif kontrolünde 12 haftalık canlı intrauterin gebeliğin sorunsuz devam ettiği izlendi. Karın ağrısı yakınması ile gelen bir hastada intrauterin gebelik tespit edilse dahi, heterotopik gebelik akılda tutulması gereken bir ayırıcı tanı olmalıdır. Bu makalede spontan gebelik ile birlikte akut karın bulgularına yol açan heterotopik gebelik olgusunun güncel literatür bilgileri ışığında sunumu planlandı.
Spontaneous heterotopic pregnancy is seen very rarely. The patient who had a 8-week intrauterine alive singleton pregnancy applied to the emergency department with a severe inguinal pain. An ultrasound scan revealed left tubal ectopic ruptured pregnancy, and left total salpengectomy was performed. On her postoperative control a 12-week intrauterine fetus was seen at the last antenatal visit. It should be kept in mind that in a pregnant woman with pelvic pain, heterotopic pregnancy should be considered in the differential diagnosis Herein, a spontaneous heterotopic pregnancy complicated with acute abdomen is presented in the light of the literature findings.

11.Cervical prolapse and concomitant uterine anomaly at term pregnancy: A case report
Yasemin Cekmez, Necdet Süer, Halenur Bozdağ, Güneş Gündüz
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2013.153  Pages 153 - 156
Gebelikte servikal prolapsus ve uterus anomalisi nadir görülen iki klinik durumdur. Servikal prolapsusu ve müllerien kanal anomalisi olan 39 yaşındaki hasta erken membran rüptürü nedeniyle hastanemize 38. gebelik haftasında başvurdu. Pelvik muayenede ödemli, parsiyel olarak ülsere olan ve redüksüyonu tam olmayan serviks saptandı. Ultrasonografik incelemede sol tarafında gebelik ürünlerini taşıyan sol tarafı ise heterojen kitle gibi görünen büyümüş bir uterus izlendi. Servikal prolapsus varlığı ve vajinal kanama saptanması nedeniyle sezeryan planlandı. Postop 4. gününde parsiyel servikal rezolüsyonu olan hasta komplikasyonsuz olarak taburcu edildi.
Uterine anomalies and cervical prolapse in pregnancy are two rare clinical conditions. A 39-year old pregnant woman admitted to the hospital with premature rupture of the membrans during labor at 38 weeks of gestation and a concomitant maternal mullerien duct anomaly and cervical prolapse. We determined an edematous, partially ulcerated and hardly reducing cervix on pelvic examination. Sonographic examination revealed an enlarged uterus carriying the fetoplasental units in the left compartment and the right compartment of the uterus seemed like an heterogenous mass. Because of cervical prolapse and onset of bleeding, cesarean section was performed. She was discharged on the postoperative 4. day without any complication, and partial resolution of the cervical prolapse.




 

  Copyright © 2019 MEDJ All Rights Reserved