Home | Contact
     ISSN 2149-2042
     e-ISSN 2149-4606
 
 
 
Volume : 38 Issue : 4 Year : 2023



Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print




Index





















Membership




Applications



 
Medeniyet Med J: 25 (4)
Volume: 25  Issue: 4 - 2010
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL RESEARCH
1.The investigation of papaverin's effect on blood flow of arterial grafts during coronary bypass surgery in patients wich used different beta blockers
Cüneyt Şelli, Abdussemet Hazar, Mustafa Göz, Mehmet Salih Aydın
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.152  Pages 152 - 157
GİRİŞ ve AMAÇ: Koroner arter bypass cerrahisinde farklı sistemik beta bloker kullanan hastalarda topikal papaverinin arteriyel greftlerde serbest kan akım hızlarına etkisinin karşılaştırılması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Koroner bypass cerrahisi uygulanan 22 hasta 2 gruba ayrıldı Çalışmaya dahil edilen olguların ameliyat öncesi en az 3 gün β-Bloker kullanıyor olmaları esas alındı. Bu hastalara rutin İMA preparasyonu yapılırken birden fazla koroner bypass grefti planlanan hastalardan 9’una radial arter preparasyonu yapıldı. Hazırlanan arteryel greftler serbest olarak 60 saniye kanatılarak ölçüm yapıldı. Bu ölçümden sonra 60 mg papaverin 10 ml normotermik ringer solüsyonu arteryel greftler üzerine topikal olarak uygulandı. İMA ve radial arter greftleri kalp akciğer makinasına girmeden önce 60 saniye serbest olarak tekrar kanatılarak ölçüm yapıldı. İki ölçüm arasında en az 20 dakika süre bırakıldı.
BULGULAR: Nebivolol ile metoprolol grupları arasında, her iki ilacında, papaverin öncesi İMA ve radial arter kan akım hızları üzerine istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı, fakat papaverin verildikten sonra nebivolol grubunda İMA ve radial arter kan akım hızlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı, metaprolol grubunda ise sadece İMA kan akım hızının istatiksel olarak anlamlı arttığı izlendi. Papaverin verildikten sonra iki grup arasındaki ölçümlerin farkına baktığımızda nebivolol grubu metoprolol grubuna göre İMA ve radiyal arterde kan akımını istatiksel olarak anlamlı arttırdığı tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İskemik kalp hastalığı nedeniyle koroner arter bypass cerrahisine alınan hastalarda sistemik nebivolol kullanımının metaprolola göre papaverinle daha fazla sinerjik etki göstererek arteryel greftlerdeki kan akım hızını arttırdığı düşüncesindeyiz.
INTRODUCTION: We aimed to compare effects of arterial grafts free blood flow velocity on Coronary artery bypass surgery patients with using systemic different beta blockers with topical papaverin.
METHODS: Coronary bypass surgery applied 22 patients were divided into two groups. Patients were administered nebivolol and metaprolol at least 3 days preoperatively. Routine IMA preparation was used for all patients, but in 9 patients radial artery graft was prepared for multiple coronary by-pass. Bleeding was followed 60 seconds and prepared arterial grafts were monitored. After, this measurment normotermic 10 ml ringer solution of 60mg papaverin topically used on arterial graft. Before the extracorpereal circulation, IMA and radial artery grafts bleeding was followed 60 seconds again. Two measurements with at least 20 minutes intervalves.
RESULTS: Before the papaverin usage IMA and radial artery blood flow velocity no statistically different in nebivolol and metoprolol groups. After the topical papaverin usage IMA and radial artery grafts blood flow velocity increased statistically significant in nebivolol group but only IMA blood flow velocity in metoprolol group. Compared two groups, nebivolol group blood flow velocity increase of IMA and radial artery grafts statistically significant more than metoprolol group after papaverin usage.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our opinion, papaverin usage is more synergistic effect on blood flow velocity of arterial grafts of systemic nebivolol received patients, than metaprolol received patients, during coronary artery bypass surgery in patients who had an ischemic heart disease.

2.The incidance of metabolic in patients with operation for gallbladder
Muhammet Kasım Arık, Nesrin Türk, Ali Süner
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.158  Pages 158 - 163
Bu çalışma Ağustos-Kasım 2009 tarihleri arasında Cerrahi kliniğinde safra kesesi ameliyatı yapılan 50 hastanın metabolik sendrom görülme sıklığı ve mortalite oranlarını araştırdık. Hastaların % 9'unda metabolik sendrom (MS) görülürken, MS olan hastalarımızın BKI'ye (Beden Kitle Indeksi) göre değerlendirilmesi yapıldığında % 90'ı obez, hastaların % 42'sinde ek hastalık mevcut olup, % 20'si hipertansif olduğu ve yaş ortalaması 45,40±1,4 olarak belirlenmiştir. Glukoz intoleransı, bel çevresi ve BKI'leri arasında anlamlı bir ilişki mevcuttu (p<0,05).
Metabolik sendrom; obezitenin eşlik ettiği ve tanı kriteri olarak sayıldığı önemli bir hastalıktır. Metabolik sendromlu kişilerde abdominal obezite, diyabet ve hipertansiyon sıklıkla bulunur ve laboratuar testlerinde hipertrigliseridemi, düşük HDL ile karekterize dislipidemi gözlenir morbidite ve mortalitenin artışına neden olan bu hastalığın dünyada görülme sıklığı hızlı bir şekilde artmaktadır.
We have searched metabolic syndrome (MS) incidance and mortality rate in 50 patients who operated for gallbladder at between August- November 2009. The prevelance of metabolic syndrome was % 9 and % 90 of them were obesity. The overall prevalence rate of comorbidity was %42 and %20 were hypertension, mean age was 45,40±1,4.
There was a positive correlation between glucose intolerance and BMI and between waistb assesment and BMI (p<0,05).
Most persons with metabolic syndrome have abdominal obesity and obesity is an essential diagnostic component of the metabolic syndrome. Metabolic syndrome is associated with abdominal obesity, diabetes mellitus, hypertension and dislipidemia such as hypertrigliseridemia and low HDL level. The prevence of the disease having high morbidity and mortality increases in the world.

3.Factors triggering hepatic encephalopathy in cirrhotic patients
Oğuzhan Öztürk, İlyas Tuncer, Levent Doğanay, Elif Yorulmaz, Yaşar Çolak, Feruze Yılmaz Enç
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.164  Pages 164 - 168
GİRİŞ ve AMAÇ: Hepatik ensefalopati sirotik hastalarda sık görülebilen ve ölümcül olabilen bir komplikasyondur. Bu yüzden erken teşhiş ve etyolojiye yönelik tedavi hayati önem taşımaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Has-tanesi Gastroenteroloji Kliniği’nde 2005-2007 yılları arasında Hepatik Ensefalopati (HE) tanısıyla yatırılarak tedavi edilen 81 olguda, ensefalopatiyi presipite edici faktörleri retrospektif olarak araştırdık. Presipite edici neden olarak; enfeksiyonlar, konstipasyon, elektrolit imbalansı, gastrointestinal kanama, dehidratasyon, hepatocellüler karsinom (HCC), ilaç-alkol intoksikasyonu, HCC dışı malignite ve fazla protein alımı araştırıldı.
BULGULAR: Hastalarımızda HE’yi tetikleyen nedenler sıklık sırasına göre % 33 enfeksiyonlar, % 25 konstipasyon ve % 12 elektrolit imbalansı olarak saptandı. Enfeksiyonlar içinde ise en sık neden spontan asit enfeksiyonu saptandı (36 %). Bulgu-larımız daha önce yapılan klinik çalışmalarla benzerlik gösteriyordu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sirozlu hastalarda HE gelişiminin önlenmesi ve tedavisi için, enfeksiyon ve konstipasyonla mücadele anahtar rol oynamaktadır.
INTRODUCTION: Hepatic encephalopathy is a frequent complication of cirrhosis. This complication may culminate in death therefore early diagnosis and prompt treatment is essential.
METHODS: In this study, we retrospectively evaluated the predisposing factors in eighty one hepatic encephalopathy patients who were admitted to Gastroenterology ward at Istanbul Goztepe Teaching and Research Hospital in between 2005 and 2007. Case notes of the patients were reviewed and if present; any infections, constipation, electrolyte imbalance, gastrointestinal bleeding, dehydration or hepatocellular carcinoma were noted.
RESULTS: Thirty three percent of patients had an infection, 25% had constipation and 12% had electrolyte imbalance. The most common type of infection was spontaneous ascites infection (36% of the all infections). These results agreed with those reported in the previous clinical studies.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Struggle against infections and constipation is pivotal for prevention and management of hepatic encephalopathy in cirrhotic patients.

4.Analysing the depression levels of the individuals more than 65 in terms of some variables
Gülay Bingöl, Ayşen Demir, Remziye Karabek, Betül Kepenek, Nurdane Yıldırım, Elif Gizem Kaytaz
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.169  Pages 169 - 176
GİRİŞ ve AMAÇ: Tanımlayıcı nitelikteki araştırma 4 Kasım 2008-9 Ocak 2009 tarihleri arasında Amasya Şerefeddin Sabuncuoğlu Devlet Hastanesinde yatmakta olan 65 yaş üstü bireylerin depresyon risk durumlarını bazı değişkenler açısından incelemek amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmanın evrenini ilgili tarihlerde hastanede yatmakta olan 800 hasta, örneklemini ulaşılabilen 200 hasta oluşturmuştur. Veriler kişisel bilgi formu ve Geriatrik Depresyon Ölçeği (G.D.Ö.) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılımı, bağımsız t-testi ve varyans analizi kullanılmıştır.
BULGULAR: Katılımcılardan % 54.5’i kadın, % 20’si geliri olma-dığını, % 50.5’inin iki ve daha fazla kronik hastalığı olduğunu, % 86.5’i devamlı ilaç kullandığını, % 25’i kendini çok yaşlı hissettiğini ve % 22.5’i sağlığını kötü olarak algıladığını belirtmiştir. Yaşlıların G.D.Ö. puan ortalamaları 6.60±3.88 olarak saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yaşlıların G.D.Ö. puanına göre % 52’si depresyon riski taşımaktadır. Cinsiyet, gelir durumu, kronik hastalığın bulunması, kendini yaş olarak algılaması, sağlığını algılaması ile depresyon ölçeği puanı arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Yaşlılıkta depresyon risklerinin belirlenerek; rutin depresyon taramalarının gerçekleştirilmesi, orta yaş üzeri bireylere yaşlılığa hazırlık ve uyum içerikli eğitim hizmetleri verilmesi, yaşlılık etkinlik merkezlerinin kurulması, evde yaşlı bakım projelerinin geliştirilmesinin, depresyon düzeyini olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir.
INTRODUCTION: The descriptive-qualified research have been conducted between the 4 November 2008-9 January 2009 in an effort to analyse the depression levels of the individuals more than 65 staying in Amasya Serefeddin Sabuncuoglu Public Hospital in terms of some variables.
METHODS: The population comprises of 800 patients from Amasya Serefeddin Sabuncuoglu Public Hospital between 4 November-9 November 2009 and the participiants consist of 200 patients. Datas have been collected by personal -info form and Geriatrik Depression Scale (G.D.Ö). The percentage distribution,Independent t-test and variance analysis have been used for evaluating the datas.
RESULTS: It has been indicated that 54,5 % of the participants is female, 20 % not having income, 50,5 % having at least two or more chronical diseases, 86,5 % using drugs constantly, 25 % feeling themselves so old and 22,5 % considering their health poor. G.D. Ö point average of the old have been established as 6.60±3.88.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The 52 % of the participants entertain a risk of depression according to G.D.S figure (G.D.Ö). The relation between gender, income, having chronical diseases,how to consider themselves in terms of their health and age and the depression scale point has been meaningfully determined (p<0.05). It has been supposed that determining the depression risks in old age; implementing routine depression scans, giving educational services of preparation and adaptation to old age,establishing old-age facility centres,improving the projects of taking care of old people at home will influence the depression levels in a positive way.

5.Psychosocial perspective of anxiety and depression in haemodialysis patient
Hüseyin Demirbilek, Özlem Ciğerli, Ülkem Yakupoğlu, Fatih Turhan, A. Metin Erman, Ali Köse, Fatma Nurhan Özdamir Acar
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.177  Pages 177 - 181
GİRİŞ ve AMAÇ: Son dönem böbrek yetmezliği (SDBY), hastalarda birçok psikososyal soruna neden olmakta ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu çalışmada, hemodiyaliz hastalarının anksiyete, depresyon ve sosyal destek durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hemodiyaliz merkezimizde düzenli olarak tedavi gören hastalar arasından rastgele seçilen 85 kişiye hastane anksiyete-depresyon ölçeği (HAD) ve çok boyutlu sosyal destek ölçeği (ÇBSDÖ) uygulandı. Bu çalışmada istatistiksel analizler NCSS 2007 paket programı ile yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodların yanı sıra, gruplar arası karşılaştırmalarda tek yönlü varyans analizi, alt gruplarda ise Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanıldı.
BULGULAR: Hastalar 53 erkek, 32 kadından oluşmaktaydı, yaş ortalamaları 56.5±15.2 yıldı (24-81 yıl). SDBY tanısı aldıklarında 60 yaş üstünde olan grubun HAD puan ortalaması 30 yaş altı gruptan anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0.036).
Hastalık süresi ≥10 yıl grubunun HAD puan ortalamaları <5 yıl grubundan anlamlı derecede yüksek saptandı (p=0.006). Hastalık süresi <5 yıl, 5–10 yıl, ≥ 10 yıl gruplarının, ÇBSDÖ aile desteği puan ortalamaları arasında anlamlı fark gözlendi. On yıl üstü grubunun ÇBSDÖ aile desteği puan ortalamaları <5 ve 5-10 yıl grubundan anlamlı derecede yüksek bulundu (sırasıyla p=0.001, p=0.003).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemodiyaliz hastalarının klinik bulgularının değerlendirilmesinin yanı sıra psikososyal yönden de incelenmelerinin önemli olduğu görüşündeyiz.
Çünkü bu şekilde, yaşam kalitesi yönünden kötüleşmeye neden olan anksiyete ve depresyon kolayca uygulanabilen ölçeklerle erken dönemde tanınabilir ve hastalara gerekli destek sağlanarak yaşam kalitelerinin arttırılması sağlanabilir.
INTRODUCTION: The incidence of end stage renal disease (ESRD) causes psycho-social problems on the patients and reduces their life quality. In this study, our purpose is to determine anxiety, dep
METHODS: We applied Hospital Anxiety and Depression Scale (HAD) and Multidimensional Scale of Perceived Social Support (MSPSS) on randomly chosen 85 hemodialysis patients, who are being monitored regularly in our hemodialysis center. In this study, we used NCSS 2007 software for statistical analysis. While evaluating data, together with descriptive statistical methods, we also used one-way analysis of variance to make comparison among the groups and Tukey multiple comparative test for sub-groups.
RESULTS: Patients group was consisted of 53 males and 32 females in this study. The mean age of the group was 56.5±15.2 (between 24-81 years). The mean HAD total score of the group, who were greater than 60 years old when they were diagnosed as ESRD, was meaningfully greater than the group, who were under 30 years old when they were diagnosed as ESRD (p=0.036).
The mean HAD total score of the group, which have the illness for ≥10 years, was meaning fully greater than the group of which have the illness for <5 years (p=0.006). Meaningful differences were observed between the mean MSPSS Family Support total scores of the groups which have the illness for <5 years, 5–10 years and ≥10 years. The mean MSPSS Family Support total score of the ≥10 years group was meaningfully greater than <5 years and 5–10 years groups (in the order of p=0.001, p=0.003).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is also important to evaluate hemodialysis patients according to psycho-social perspective, as evaluating them according to their clinical evidences. Because, by this way, anxiety or depression, that causes negatif effects on life quality, can be recognized with easy to operative scales in a short-term and by psycho-social support, life quality of the patients can be increased.

CASE REPORTS
6.A rare cause of acute abdominal pain: Situs inversus totalis and acute appendicitis
Firdevs İkbal Güçer, Begümhan Baysal, Meltem Çağlar, Ahmet Baş, İhsan Kuru
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.182  Pages 182 - 184
Abdominal pain one of the most common complaints of patients presenting to the emergency department. Patients whose applying with abdominal pain, appendicitis is the most common surgical disorder. Appendicitis present with left lower quadrant pain may result in false-negative diagnosis. Left sided appendicitis occurs in association with intestinal malrotation and situs inversus. We describe a rare case of left sided appendicitis with situs inversus totalis.

7.Drain site metastasis after resection of gastric cancer
Bülent Gürbüz, Salih Tosun, İ. Ali Özdemir, Özgür Ekinci, Haydar Yalman, Rafet Yiğitbaşı
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.185  Pages 185 - 187
Gastric carsinom has the important role at the incidence and mortality rates. Metastatic carsinoma to the skin is a uncommon occurrence and at a rate of less than 5% are detected. A 63 year old wowan underwent subtotal gastrectomy for curative excision of gastric carsinom. She received to oncology postoperatively. 9 months after the operation she presented with a mass at the drain site. Mass excized totally and pathological evaluations showed metastatic adenocarsinom. Skin metastasis is frequently patients who underwent to palliative resection. Seeding tumor cells and recurrence is an unwanted complication for the surgeon and the patient.

8.Inferior dislocation of the shoulder (Luxatio erecta): Case report
Adem Şahin, Abdulkadir Dost, Salih Söylemez, Korhan Özkan, Abdullah Eren
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.188  Pages 188 - 190
İnferior omuz çıkığı bütün omuz çıkıkları arasında oldukça nadir görülür. Görülme sıklığı bütün omuz çıkıkları içinde %0,5 oranındadır ve litaratürdeki vakaların çoğu olgu sunumu şeklindedir(1). Yüksek enerji sonucu olan bu çıkıklar ile beraber kırıklar, damar- sinir problemleri ve vücudun diğer bölgelerinde de hasar olabileceğinden dikkatle incelenmesi gereken bir durumdur. Çalışmamızda tedavi ettiğimiz bir olguya dayanarak literatür değerlendirmesi yapmayı amaçladık.

9.Post-traumatic subperiosteal osteoid osteoma of the phalanx: Case report
H. Yalçın Yüksel, Serdar Yılmaz, Volkan Kılınçoğlu, Ertuğrul Akşahin, Levent Çelebi
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.191  Pages 191 - 195
Osteoid osteomas in the phalanges of the hand often present with atypical clinical and radiologic characteristics. These unusual presentations may cause a delay in diagnosis and treatment. In this case, one year after a nonspecific trauma and with a history of pain of four monthly only, an osteoid osteoma of the proximal phalanx of the left third finger was treated in a 21-year-old man.

10.Eosinophilic granuloma on a pediatric patient with head injury
Fatih Han Bölükbaşı, Mustafa Kakşi, Erdoğan Ayan, Ebru Zemheri, Ajlan Çerçi, İlhan Elmacı
doi: 10.5222/J.GOZTEPETRH.2010.196  Pages 196 - 200
Eosinophilic granuloma is a subtype of Langerhans cell histiocytosis and a benign tumor appearing with single or multiple lytic bone lesion. Although the main reason is not certain yet, it is thought to be developed with secondary reaction to immune deficit or inflammation or infection diseases and viral infections might trigger. Leptomeningeal cyst might appear on pediatric age group after separated linear fracture due to head injury if dura mater is also torn. Especially on convexity fractures, dura mater is torn but arachnoid is intact. As a result of swelling brain parenchyma with pulsation, dura mater migrates and brain parenchyma becomes hernia. In this case a five year old person which has a lump showing pulsation after a minor head injury which had happened 4 weeks ago and made us to think of a leptomeningeal cyst and lead us to make an operation but the pathological results are eosinophilic granuloma is represented.




 

  © 2021 MEDJ