Home | Contact
     ISSN 2149-2042
     e-ISSN 2149-4606
 
 
 
Volume : 36 Issue : 1 Year : 2020



Current Issue Archive Popular Articles Ahead of Print




Index














Membership




Applications



 
Medeniyet Med J: 24 (4)
Volume: 24  Issue: 4 - 2009
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL RESEARCH
1.Comparison the results of HRT and OCT in big and small optic disc size
Mustafa Civelekler, Orhan Ateş
Pages 153 - 158
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmadaki amacımız glokom tanı ve takibinde en sık olarak kullanılan iki yöntemin (OCT ve HRT) büyük ve küçük çaplı disklerde tanı koymadaki etkinliklerini değerlendirmekti.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Erken evre glokom tanısı alan veya şüpheli değerlendirilen 55 olgunun 55 gözü çalışma kapsamına alındı. HRT II’de bütün hastaları disk alanlarına ≥ 2.5 mm2 olan büyük disk çaplı ve <2.5 mm2 olan küçük disk çaplı olmak üzere iki gruba ayırdık. Peripapiller RSLT kalınlığını değerlendirmek için Optik koherens tomografi, Stratus OCT kullanıldı.
BULGULAR: Büyük disk çapına sahip hasta sayısı 30 iken, küçük disk çapına sahip hasta sayısı 25 idi. Büyük disk çapına sahip grubun yaş ortalaması 68.2±11, küçük disk çapına sahip grubun 63.7±9 idi. Kadın/erkek oranı büyük disk çapı olan hasta grubunda 12/18 iken, küçük disk çapı olan hasta grubunda 9/16 idi. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu. Büyük disk grubunda optik disk başı çevresi sinir lifi tabakasının stratus OCT ile elde edilen ortalama, superior, inferior, nazal ve temporal kadranlarda duyarlılık/seçicilik oranı HRT II ile elde edilen global, temporal, temporal-superior, temporal-inferior, nazal, nazal-süperior, nazal-inferior kadranlardan daha düşük olarak saptandı. Benzer şekilde, küçük disk grubunda optik disk başı çevresinin sinir lifi tabakasının stratus OCT ile elde edilen ortalama, superior, inferior, nazal ve temporal kadranlarda duyarlılık/seçicilik oranı HRTII ile elde edilen global, temporal, temporal-supe-rior, temporal-inferior, nazal, nazal-süperior, nazal-inferior kadranlardan daha düşük olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmanın sonucunda hem HRT II hem de OCT ile değerlendirme esnasında disk çapının mutlaka dikkate alınması gerektiği sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: In this study we aimed to asses the effectiveness of two methods(OCT and HRT), used most frequently in diagnosing and following glaucoma while diagnosing glaucoma of the patients having bigger and smaller disc size.
METHODS: To an ophthalmologic examination 55 eyes of 55 cases diagnosed as early or suspicient glaucoma were included in the study. In relation with the measurements done with HRT II we seperated the patients into two groups: having disc area of ≥ 2.5 mm2 as big disc size and <2.5 mm2 as small disc size. For evaluating the RNFL thickness we used Optic Coherens Tomography.
RESULTS: Number of patients having bigger disc size was 30, and smaller disc size was 25. Mean age of the group having bigger disc size was 68.2±11, and the group having smaller size was 63.7±9. In the group having bigger disc size man/woman ratio was 12/18, in the group having smaller disc size was 9/16. Between groups in relation with the sex and age there wasn’t any statistically significant difference. MD and PSD parameters were compared and we found significant difference between bigger and smaller disc size groups (p<0.001). In the bigger disc size group sensitivity/specifity ratio of mean optic nerve head retinal nerve fiber thickness of superior, inferior, nasal and temporal quadrants measured by Stratus OCT were determined fewer than the the ratio of global, temporal, temporal-superior, temporal-inferior, nasal, nasal-superior, nasal-inferior quadrants gained by the HRT II. Similarly in the smaller disc size group sensitivity/specifity ratio of mean optic nerve head retinal nerve fiber thickness of superior, inferior, nasal and temporal quadrants measured by Stratus OCT were determined fewer than the the ratio of global, temporal, temporal-superior, temporal-inferior, nasal, nasal-superior, nasal-inferior quadrants gained by the HRT II.
DISCUSSION AND CONCLUSION: At the end of the study we concluded that while assesing the patients having glaucoma with the help of HRT II and OCT, optic disc size must be taken into account.

2.Osteoporosis in rheumatoid arthritis
Yasemin Yumuşakhuylu, Afitap İçağasıoğlu, Raife Şirin Atlığ, Hatice Şule Baklacıoğlu, Sema Haliloğlu, Başak Bilir Kaya, Füsun Moral Oğuz
Pages 159 - 163
GİRİŞ ve AMAÇ: Romatoid Artritli (RA) hastalarda osteoporoz (OP) major komorbidite olarak tanınmaktadır. Bu çalışmanın amacı RA’lı hastalarda OP ve OP risk faktörlerini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi, Romatoloji polikliniğine başvuran, daha önce ACR kriterelerine göre RA tanısı almış olan 54 kadın hasta alındı. Hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar, demografik özellikleri, aldıkları tedaviler, RA süreleri, menopoz durumları, kırık hikayeleri, hastalık aktiviteleri (disease activity score-DAS 28), Health Assessment Questionnaire (HAQ) skorları ve lomber AP ve femur boynu DXA ölçümleri yönünden incelendi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 52.72 (39-67), RA süreleri ortalama 10.20 (1-30) yıl idi. DAS 28 skorları, ilaç kullanımları, RA süreleri, menopoz durumları ve HAQ skorları ile kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçümleri karşılastırıldı. RA süresi ile femur boynu KMY’ndaki düşüklük anlamlı olarak ilişkili bulundu (p<0.05). İlaç kullanımları, menopoz durumları, DAS 28 ve HAQ skorları ile KMY arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: RA’li hastalardaki KMY’daki azalma hastalık süresi ile ilişkili olabilir.
INTRODUCTION: Osteoporosis (OP) is known as a major comorbidity in rheumatoid arthritis (RA) patients. Aim of this study is to evaluate OP and risk factors of OP in RA patients.
METHODS: 54 female patient, who were attended to rheumatology outpatient clinic in Göztepe Education and Research Hospital and diagnosed as RA according to ACR criteria, were included in the research. Study was designed as a retrospective research. Patients were evaluated according to demographic data, received therapy, duration of RA, menopause status, fracture history, disease activity score-DAS 28, health assessment questionnaire (HAQ) score, lumbar AP and femur neck DXA measurements.
RESULTS: Mean age of patients was 52.72 (39-67) years, RA duration was 10.20 (1-30) years. DAS 28 scores, received therapy, RA duration, menopause status and HAQ scores were compared with bone mineral density (BMD). RA duration and decrease in femur neck BMD was found statistically meaningful (p<0.05). Statistically meaningful correlation between BMD and received medication, menopause status, DAS 28 and HAQ scores was not established.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Decrease in BMD may be related with disease duration in RA patients

3.Evaluation of frequency of acute diarrhea and distributions of intestinal parasites in a city center in summer term
Hakan Tüzün, Ferhat Coşkun, Birgül Özçırpıcı
Pages 164 - 167
GİRİŞ ve AMAÇ: 2007 yılı yaz döneminde (Haziran-Temmuz-Ağustos-Eylül) Gaziantep ilinde akut ishal sıklıklarının saptanması ve gaytada parazit inceleme sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından ulusal düzeyde geliştirilen ve yaz dönemi boyunca haftalık olarak veri toplanan “su ve besinlerle bulaşan hastalıklar haftalık surveyans formları” incelenerek; ildeki akut ishal sıklıkları ve gaytada parazit inceleme sonuçları çıkarılmıştır.
BULGULAR: 0-59 aylık çocuklarda akut ishal sıklıkları Haziran’da % 4,1, Temmuz’da % 5,2, Ağustos’ta % 7,4, Eylül’de % 4,3 olarak saptanmıştır. 2007 yılında tüm populasyon için akut ishal sıklıkları Haziran’da % 0,8, Temmuz’da % 1,1, Ağustos’ta % 1,5, Eylül’de % 0,9’dur. 2007 yazı boyunca yapılan 12.060 gaytada parazit incelemesinin % 7,6’sında Entemoeba Hiystolitica ve % 1,6’sında Giardia İntestinalis tespit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Akut ishal sıklıklarının 5 yaş altı çocuklarda erişkinlere göre daha yüksek olması, çocukların su ve besinlerle bulaşan hastalıklara karşı daha duyarlı olmasının yanı sıra, erişkinlerde görülen olgularda sağlık kuruluşu başvurularının düşük olmasına bağlı olabilir.
INTRODUCTION: It was aimed to determine the frequency of acute diarrhea and evaluate the results of parasite analyses in feces in the summer of 2007 (June-July-August-September) in Gaziantep city center (Turkey).
METHODS: The frequency of acute diarrhea and the results of parasite analyses in feces were obtained by investigating national “the weekly surveillance forms of food and water borne diseases” developed by the Turkey Ministry of Health and data were collected weekly during the summer term.
RESULTS: Frequency of acute diarrhea in children 0-59 months was found as 4.1 % in June, 5.2 % in July, 7.4 % in August, 4.3 % in September. In 2007, frequency of acute diarrhea for the all population was 0.8 % in June, 1.1 % in July, 1.5 % in August and 0.9 % in September. In total, 7.6 % of 12.060 feces parasite examinations carried out throughout the 2007 summer. % 7,6 was Entemoeba Hiystolitica and 1.6 % was Giardia İntestinalis.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Frequency of acute diarrhea in children under five years old was higher than in adults. This may be attributed that the children are more sensitive to the food and water borne diseases as well as the number of health stations applications in adults are low.

4.The retrospective analysis of servicovaginal smear results of the year 2007 in the ministry of health of Turkey Istanbul Goztepe Training and Research Hospital
Faik Altancan Hanlıoğlu, Necdet Süer
Pages 168 - 172
İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nde 01.01.2007-31.12.2007 tarihleri arasındaki tüm servikovajinal smear (6260 adet) sonuçlarının 3535 tanesi (% 56,5’i) Papanicolaou yöntemi ile 2725 tanesi (% 43,5) Bethesda III 2001 sistemi ile değerlendirildi. Median yaş 46’dır. 42-54 yaş grubunda PAP2 sonucu diğer yaş gruplarına göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bethesda III 2001 yöntemi ile değerlendirilen smearlerin 152’sinde epitel hücre anomalisi saptanmıştır. 42-54 yaş arası olgularda LSIL ve AGC-NOS sonuçları, ASC-US ve HSIL sonuçlarından anlamlı şekilde yüksektir. 55 yaş ve üzerinde olan olgularda ASC-US ve HSIL sonuçları, LSIL ve AGC-NOS sonuçlarından anlamlı şekilde yüksektir. En fazla karşılaşılan organizma Trichomonas Vaginalis’tir.
All servicovaginal smear results between the dates of 01/01/2007 to 12/31/2007 in the Gynecology and Obstetrics Department of Istanbul Goztepe Research and Training Hospital were analyzed, 3535 smears (56.5% of all) were analyzed with Papanicolaou classification and 2725 smears (43.5% of all) were analyzed with Bethesda III 2001 system. Median age is 46. In the 42 to 54 year-old group, PAP2 results are significantly higher than the other age groups. The 152 of smears, that are evaluated by Bethesda III 2001 method, have epithelial cell abnormality. In the 42 to 54 year-old group, LSIL and AGC-NOS results are significantly higher than ASC-US and HSIL results. In the 55-year old and over 55-year old group, ASC-US and HSIL results are significantly higher than LSIL and AGC-NOS results. The most encountered organism is Trichomonas Vaginalis.

5.The clinical and pathological evaluation of the thyroid cancer patients retrospectively
İbrahim Ali Özdemir, Bülent Gürbüz, Ahmet Başkent, Haydar Yalman, M. Rafet Yi&775;ği&775;tbaşı
Pages 173 - 177
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı çeşitli endikasyonlarla tiroidektomi uygulanmış hastalarda, histopatolojik inceleme sonucunda kanser saptanan olguların klinik bulguları, laboratuvar değerleri ve patoloji sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilip, bu bulgular ışığında uygun cerrahi prosedürlerin ortaya konması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2000-2004 tarihleri arasında tiroidektomi uygulanmış 448 hastadan histopatolojik değerlendirme sonucu kanser saptanan 50 (% 11.16) olgu (45 kadın, 5 erkek; ortalama yaş 44.8; dağılım 17-75) çalışmaya alındı. Olgular preoperatif tetkikler ve bulgular, hormonal aktivite, nodüler yapı varlığı ve postoperatif histopatoloji raporları yönünden incelendi.
BULGULAR: Hastalarda en sık rastlanan başvuru şikayeti boyunda şişkinlik (% 68) olarak tespit edildi. Tüm hastalara sintigrafi tetkiki ve hormonal testlerin uygulandığı, % 70’inin ötiroidi, % 16’sının aşikar hipertiroidi ve % 14’ünün subklinik hipertiroidi tablosuyla başvurdukları saptandı. Hastaların sintigrafi tetkiklerine bakıldığında % 62’sinin multinodüler yapıda olduğu, % 30’unun tek nodül veya dominant nodüle sahip olduğu görüldü. Histopatoloji sonuclarına göre hastaların 13’ü (% 26) mikrokarsinom olmak üzere 42’sinde (% 84) papiller kanser, 4’ünde (% 8) foliküler kanser, 3’ünde (% 6) medüller kanser, 1’inde (% 2) ise anaplastik kanser tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tiroit kanseri saptanan hastaların çoğunluğu hormonal olarak ötiroidi olmakla beraber, hipertiroidili hastaların da azımsanamayacak sayıda olduğu (% 30), yine hastaların birçoğunda tiroit bezi multinodüler yapıdayken, % 30’unda tek veya dominant nodül varlığı saptanmıştır. Bu bulgular ışığında; multinodüler yapıda olan veya hipertiroidili olgularda da kanser oranlarının küçümsenemeyecek miktarlarda olduğu unutulmamalıdır. Mikrokarsinom oranlarının yüksekliğini de göz önüne alacak olursak tiroidektomi uygulayacağımız hastalarda uygun cerrahi tedavinin en azından totale yakın tiroidektomi olması gerektiğini düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: The aim of this study’s is; to evaluate the clinical, laboratory and pathological findings of the thyroid cancer retrospectively through the patients who was applied thyroidectomy for the various endications, and with this findings to prove the opportune surgical procedures for this patients.
METHODS: 50 (11.16 %) of cases (45 woman, 5 man) who was determined thyroid cancer, receipt this study through the 448 patients who was applied thyroidectomy between January 2000-January 2004. All of the cases inspected from the standpoint of preoperative findings and investigations, hormonal activity, existence of noduls and postoperative pathological reports.
RESULTS: Patients most frequent complaint was cervical mass (68 %). Thyroid scintigraphic investigation and hormonal examinations had been applied to all patients. According to findings 70 % of patients were euthyroid, 16 % were manifest hyperthyroid and 14 % were subclinic hyperthyroid at the resource instant. We determined multiple thyroid noduls in 62 % of patients and solitary thyroid nodul or dominant thyroid nodul in 30 % of patients according to thyroid scintigraphy. According to pathological reports 84 % of patients were papillary thyroid cancer and 26 % of these have microcancer, 8 % were follicular cancer, 6 % were medullary cancer, and 1 patient (2 %) was anaplastic cancer.
DISCUSSION AND CONCLUSION: However the majority of the thyroid cancer patients are euthyroid, the number of hyperthyroid patients (30 %) can not be lessen. Once more however the majority of thyroid cancer patients are have multiple noduls, 30 % of the patients have solitary or dominant nodul. According to all this findings the surgeons musn’t be forget that the cancer rates are not lessen in patients with multiple noduls or hyperthyroid. If we take into consideration the exceed rates of microcancer, least surgical treatment must be near total thyroidectomy in patients who will undergoing operation according to us.

6.Relationship between expanded functional status scale and anxiety depression in multiple sclerosis patients
Hatice Şule Baklacıoğlu, Afitap İçağasıoğlu, Sema Haliloğlu, Raife Şirin Çoban, Yasemin Demir, Esma Öcal Eriman, Özge Arıcı Düz, İlknur Aydın Cantürk, Nihal Işık
Pages 178 - 182
GİRİŞ ve AMAÇ: Multıple Skleroz (MS) hastalarında demografik özellikler ve fiziksel özürlülük ile anksiyete depresyon ilişkisini araştırmak.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya MS tanısıyla Nöroloji polikliniğinde takip edilen 60 hasta alındı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Genişletilmiş Durum Özürlülük Skalası (EDSS) ile fiziksel özürlülük, Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HAD) ile anksiyete ve depresyon değerlendirildi. Veriler NCSS 2007 paket programı ile değerlendirildi. Sonuçlar anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya 38 kadın, 22 erkek hasta katıldı. Hastaların yaş ortalaması 42,15 idi. Hastalık süresi 10 yıl ve daha az olan 37 hasta; 10 yıldan fazla olan 23 hasta vardı. Hastaların nörolojik tiplendirilmesine göre 14’ü sekonder progresif, 34’ü yineleyici,12’si primer proresif ve ilerleyici yineleyici MS idi. Hastaların ortalama EDSS skoru 3,9 idi. EDSS skoru 5 ve daha küçük olan 36; 5’in üstünde olan 24 hasta vardı. Hastaların yaşı, medeni durumu, eğitim durumu, MS tipi, EDSS skorları ile anksiyete depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi. Hastalık süresi 10 yıldan fazla olanlarda ve EDSS skoru 5’in üstünde olanlarda depresyon skorları, okur-yazar olmayan grupta anksiyete ve depresyon skorları yüksek bulundu ancak bu ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı değildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda EDSS ile anksiyete depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. MS hastalarında fiziksel özürlülük ile anksiyete depresyon ilişkisini değerlendirebilmek için daha geniş hasta grupları ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the relationship between demographic variables and physical disability with anxiety depression in patients with multiple sclerosis (MS).
METHODS: Sixty MS patients were included into the study. Their demographic characteristics were noted. Expanded Disability Status Scale (EDSS) was used to asses the physical disability; Hospital Anxiety and Depression form was used to assess the anxiety and depression. NCSS 2007 package program was used for statistical analyses. Results were assessed p<0,05 significant level.
RESULTS: 38 female, 22 male patients were included into the study. The mean age of the patients was 42.15 years. There were 23 patients whose disease duration was greater than 10 years, and 37 patients whose disease duration was less than or equal to 10 years. 14 patients was classified as secondary progressive form, 34 patients as relapsing remittent form, and 12 patients as primary progressive form and progressive relapsing form of MS. The mean EDSS score of patients was 3.9. EDSS score of 36 patient was lesser than or equal to 5, 24 patients have EDSS score greater than 5. We didn’t detect any significant relationship between age, marital and educational status, MS type, EDSS scores and anxiety depression. Patients who have EDSS score greater than 5 and patients that have disease duration greater than 10 years have higher depression scores and patients who were unlettered have higher anxiety and depression scores but these relationships were not statistically significant.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We did not detect statistically significant relationship between EDSS scores and anxiety depression in our study. To evaluate relation between anxiety depression and physical disability in MS patient studies with large patient population were needed.

7.Association of different insulin treatment regimens with weight gain in patients with type 2 diabetes mellitus
Ayşe Kefeli, Nail Bambul, Hilmi Çiftçi, Aytekin Oğuz
Pages 183 - 191
GİRİŞ ve AMAÇ: Obesite, tip 2 diyabet gelişimini kolaylaştırıcı ve tedavisini zorlaştırıcı bir faktördür. Santral kilo artışı adipoz dokuda artışa, bu da adipokinlerin ve serbest yağ asitlerinin (SYA) artışına ve sonuçta insulin direncine sebep olmaktadır. Oysa ki, iyi glisemik kontrol sağlamak amacıyla oral antidiyabetik (OAD) tedavisinden insulin tedavisine geçilen hastalarda ise kilo artışı gözlenmektedir. Biz bu çalışmamızda farklı insulin tedavilerinin kilo üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya ilk kez insulin tedavisi uygulanacak 129 diabetes mellituslu (DM) hasta alındı. İnsulin detemir + kısa etkili analog insulin (aspart) uygulanan gurup 18 kişi, insulin glarjin + kısa etkili analog insulin (lispro) uygulanan gurup 27 kişi, insulin aspart + nötral protamin aspart (NPA) uygulanan gurup 31 kişi ve insulin lispro + nötral protamin lispro (NPL) uygulanan gurup 26 kişi idi. Hastalar 6 ay boyunca izlendi. Tüm hastaların 3. ay ve 6. ayda antropometrik ölçümleri, açlık plasma glikoz (APG) ve hemoglobin A1c (HbA1c) değerleri alındı.
BULGULAR: Tüm guruplarda kiloda ve vücut kitle indeksinde (VKİ) anlamlı artış izlendi (p<0.01). Ancak guruplar arasında anlamlı fark görülmedi. APG ve HbA1c değerlerinde 6. ayda başlangıç değerlerine göre anlamlı düşüş gözlendi (p<0.01). Gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Farklı insulin tedavi tedavi protokolleri ile APG ve HbA1c değerlerinde anlamlı düşüş sağlandı ve tüm tedavi guruplarında kilo ve VKİ artışı gözlendi. Kilo artışında, tedavi gurupları arasında fark saptanmadı.
INTRODUCTION: Obesity is a factor which eases development and complicates treatment of type 2 diabetes mellitus. Increase in central weight causes increase in adipose tissue, which leads to an increase in adipokines and free fatty acids (FFA), this inducing insulin resistance. However, weight-gain is observed in patients in whom oral antidiabetic (OAD) therapy is switched to insulin in order to maintain good glycemic control. In our study, we aimed to investigate the effect of different insulin therapies on weight.
METHODS: 129 diabetic patients, to whom insulin therapy will be applied for the first time, were received to the study. Insulin detemir + short acting analogous insulin (aspart) group consisted of 18 patients, whereas insulin glargine + short acting analogous insulin (lispro), insulin aspart + neutral protamine aspart (NPA) and insulin lispro + neutral protamin lispro (NPL) groups cosisted of 27, 31 and 26 patients, respectively. Patients were followed up for 6 months. Anthropometric measurements, fasting plasma glucose (FPG) and hemoglobin A1c (HbA1c) values of all patients were recorded at 3rd and 6th months.
RESULTS: In all groups, we observed statistically significant increase in both weight and body mass index (BMI) (p<0.01), but there was no difference in between treatment groups. At the 6th month, a significant decrease in fasting plasma glucose and HbA1c levels was seen when compared with the values at the beginings (p<0.01). Similarly, no difference was observed between four groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We observed a significant decrease in FPG and HbA1c values and an increase in weight and BMI levels with different insulin therapy protocols in all groups. There was no difference in weight gain in between treatment groups.

CASE REPORTS
8.Spontaneously ruptude hepatic hydatid cyst presented with anapylactic shock: A case report
Gökhan Demiral, Ahmet Yılmaz, Alp Özçelik, Mustafa Kuşak, Canan Erengül
Pages 192 - 194
The hepatic hydatid cyst is a progressive type of benign disease caused by Ecinococcus granulosus and may cause such complications that result in serious morbidity and mortality including suppuration of cyst, compression of surrounding tissues and rupture into adjacent structures. Rarely anaphylactic reactions due to traumatic or spontaneous rupture of hepatic hydatid cyst may occur and death ensue. Therefore, timely diagnosis and treatment are very important to prevent the morbidity and mortality associated with the anaphylaxis. Nontraumatic leakage of cyst contents into the blood circulation is an uncommon triggering factor for anaphylaxis. Unless treated surgicaly, rupture can result in death.
In this case report, we present a 28 year old male patient in order to emphasize the hydatid disease in the differential diagnosis of anaphylaxis who was admitted to the emergency room with urticaria and respiratory distress and operated for ruptured hepatic hydatid cyst.

9.Desmoid tumors of mesentery: Mesenteric fibromatosis
Özgür Ekinci, Bülent Gürbüz, Özlem Okur, M. Rafet Yiğitbaşı, Haydar Yalman, Çağrı Bilgiç
Pages 195 - 197
Background: Desmoid tumors are slowly growing deep fibromatosis with aggressive infiltration of adjacent tissue but without any metastatic potential.
Case Report: We present a 65 year old male patient with mesenteric fibromatosis of small bowel who has undergone resection of the lesion including some part of small intestine. A huge mass measuring 20*20*20 cm in size in the mesentery of ileum was observed during laparotomy. This mass included 20 cm of ileal segment, begining 60 cm proximally from ileocecal valve. He had a history of an earlier abdominal surgery for pyloric stenosis about 10 years ago. Preoperative evaluation included abdominal ultrasound and computered tomography.
Conclusion: Surgery has a key role in management of intraabdominal desmoid tumors.

10.A foreign body (battery) in the nose in a child with a complaint of halitosis; can be a risk for chronic lead poisoning?
Müferet Ergüven, Elif Yüksel
Pages 198 - 200
A foreign body in the nose rarely causes halitosis in childhood. Some foreign bodies like metals can stay in the nose for years without any symptoms. We report a case of 14 year old male patient followed up because of JRA (Juvenile rheumatoid arthritis) for 2 years and he had a complaint of halitosis for 10 years. A disk battery was removed from the nose in an operation. The patient was investigated because of possible chronic lead poisoning.

11.Concomitant aortic valve replacement and mitral valve repair: A case of endocarditis of brucella
Mustafa Göz, Bensu Gürsoy, Abdussemet Hazar, Deniz Demir, Aydemir Korçarslan, Nihat Söylemez
Pages 201 - 203
Brucella endocarditis is a disease with high morbidity and mortality. The congenital or acquired primary pathology frequently facilitates the invasion of the active microorganism into the cardiac tissues. In our case, 43 years old male patient having high fever and dyspnea showed severe aortic insufficiency, moderate aortic stenosis and severe mitral insufficiency in his echocardiography. Rose-Bengal and Brucella tube agglutination was found positive. Antibiotics therapy was administered during preoperative three weeks. In operation, brucella endocarditis was diagnosed on the aortic valve with rheumatic involvement. Aortic valve was replaced by mechanical prosthesis and mitral valve was repaired. In this study we aimed to emphasize the importance of valvular repair in an active brucella endocarditis.

12.Hepatocellular carcinoma revealed by iliac bone metastasis: Case report
Elif Yorulmaz, Muhammed Kızılgül, Serhat Özçelik, İlyas Tuncer, Tunahan Ayaz, Ebru Zemheri
Pages 204 - 208
Hepatocellular carcinoma (HCC) is the most common primary malignant tumor in liver and it is one of the most common cancers worldwide. The most important risk factors for HCC are cirrhosis, viral hepatitis, alcohol abuse and metabolic liver disease. HCC presents with hepatic involvement in majority and as metastatic disease in minority of patients. HCC commonly makes metastases to lungs, lymph nodes, adrenal gland, whereas bone involvement is rare.
Bone metastases of HCC, usually do not give symptom unless any pathological fracture happens or before they reach great dimensions. We present a case of HCC confirmed by the biopsy from the iliac bone which is a rare metastatic region of HCC.




 

  Copyright © 2019 MEDJ All Rights Reserved